30 Mayıs 2015 Cumartesi

Su Ürünlerinin İşlenmesi


 Su Ürünlerinin İşlenmesi




Su Ürünleri Nedir?


Denizler ve iç sular(Akarsu, Göl, vb.) içinde barındırdığı canlılık ve zengin biyolojik çeşitlilik açısından yüzyıllardır insanlar için çok büyük gıda kaynaklarını oluşturmuşturlar. İnsanoğlu ilkel zamanlarda su ürünlerini toplayarak elde etmekteydiler sonraları avlama yöntemleri ve daha sonrada yetiştirme yollarını öğrendiklerinde su kaynaklarından daha fazla yararlanmaya başlamıştır. Peki, su ürünleri nedir? Su ürünleri dendiği zaman denizlerde, iç su kaynaklarında ve yapay havuzlardan avcılık veya yetiştiricilik yoluyla elde edilen balık, yumuşakçalar, süngerler, memeliler, su bitkileri ve bunlardan imal edilen ürünlerin geneli aklımıza gelmektedir.


Su Ürünleri Neden İşlenir?


Gıda olarak su ürünlerinde başta balık ve yumuşakçaların etinde su içeriği yüksektir. Su içeriği yüksek olan gıdalar mikroorganizmaların çoğalmasına elverişlidir. Gıdada bulunan mikroorganizmaların yaşamsal faaliyetleri yani enzimatik, kimyasal ve fiziksel faaliyetler gıdanın bozulmasını hızlandırmaktadır. Ayrıca protein haricinde gıdada üre gibi bazı azotlu bileşikler de bulunmaktadır. Bu bileşikler bozulmaya neden olabilmektedir. Bu nedenle avlanan ya da elde edilen balıkların kanının süzülmesi, organlarının ayıklanarak temizlenmesi ve sonrasında depolanması uygun görülmektedir.

En başta bu bozulmalara engel olmak ve gıdanın uzun süre depolanabilmesini yani raf ömrünü uzatmasını sağlayan bir takım işlemlere gıda işleme denir. Su ürünlerinin işlenmesi başta gıdayı bozulmadan muhafaza etmeyi amaç edinmesinin yanında gıdaya tat ve koku katılarak aromasını değiştirip daha lezzetli ve yenilebilir kılmayı da amaçlamaktadır. Bu amaçlar doğrultusunda su ürünleri çeşitli işlemlerden geçirilir öncelikli amaç gıdanın raf ömrünü uzatmak olduğu için gıdaya soğutma, kurutma, dondurma, tuzlama, konservasyon, ışınlama, marinat ve dumanlama gibi işlemler uygulanarak gıdanın su içeriğinin azaltılması ve mikroorganizmaların faaliyetlerine engel olunması gibi gıdanın raf ömrünün uzatılması sağlanır. Ayrıca dumanlama veya marinasyon sayesinde gıdanın aroması da değiştirilmektedir.


Marinat hakkında daha geniş bilgi için; (http://www.denizbilimi.com/su-urunlerinde-marinat.html). Dondurma ve soğutma yöntemleri hakkında daha geniş bilgi için; (http://www.denizbilimi.com/su-urunlerinde-dondurma-ve-sogutma.html)

Su Ürünlerinde İşlemenin Önemi


Su ürünleri, gıdanın yapısı nedeniyle çabuk bozulan ürünlerdir. Su içeriğinin yüksek olması mikroorganizmaların çoğalmasına ve canlılıklarını sürdürüp gıdanın kolayca bozulmasına neden olduğu için işleme yöntemleri geliştirilmiştir. Bu yöntemler suyun kurutularak veya tuzlayarak uzaklaştırılması, gıdadaki suyun dondurulması, sirke ve tuz kullanılarak gıdanın pH’ının ayarlanması gibi işlemlerle gıdanın bozulmadan kalması sağlanır. Avlanan veya yetiştirilen su ürünlerinin pazarlanmasında, avlanılan bölgelerden uzaklara taşınmasında bozulmadan kalmasının sağlanması ile işlemenin önemini özetleyebiliriz. Marketlerimizde konserve balık gibi çok uzun zaman gıdanın dayanıklı ve bozulmadan kalması sağlanabilmektedir. Ayrıca surimi adıyla bilinen ekonomik değeri düşük ve pek alıcısı olmayan balıketlerine, yengeç gibi pahalı deniz ürünlerinin aroması katılarak yapılan işleme yoluyla ekonomik değeri yüksek ürünleri daha ucuza yenmesini sağlayan ürünlerde işleme yoluyla yapılmaktadır.



Deniz Bilimci Onur KASAP

DÜNYA SU ÜRÜNLERİ VERİLERİ


DÜNYA SU ÜRÜNLERİ VERİLERİ




DÜNYA SU ÜRÜNLERİ VERİLERİ


Su ürünleri avcılığı ve yetiştiriciliği 2010 itibariyle dünyaya 142milyon ton balık sağladı. Bunun 115 milyon tonu tüm zamanların en yüksek su ürünü tüketimi olarak yıllık kişi başı 17 kg besin halinde sofralara ulaştı. Akuakültür ise bu üretimi 2008’de yakaladığı %48 lik orandan biraz daha azıyla %46 ile desteklerken 2006’daki %43’lük üretime kıyasla artışını sürdürdü. 2008’de kişi başı su ürünleri tüketimi 13,7 kg olarak saptanmıştı. Küresel olarak su ürünleri 1,5 milyon insanın tükettiği yıllık kişi başı hayvansal proteinin %20’sini oluştururken, 3 milyon insanın yıllık kişi başı tükettiği tüm proteinin %15’ini karşıladı. 2007 de gelişmekte olan ülkelerdeki tahmini su ürünleri tüketimi yıllık kişi başı 15,1kg iken aynı tüketim dünyada dar gelirli, besin açığı olan ülkelerde 14,4 kg olarak belirlendi.

2008’de küresel su ürünleri avcılığı 90 milyon tona ulaştı ve bunların ilk satış değerleri 93,9 milyar dolar olarak açıklandı. Çin, Peru ve Endonezya da bu üretimde en büyük paylara sahip ülkeler oldular. Çin ise yılda ulaştığı 15 milyon tonluk üretimle bu yarıştaki açık ara birinciliğini korudu.

Akuakültür halen dünyanın en hızlı büyüyen hayvansal besin üretici sektörü olmaya devam ediyor. 1970’te su ürünleri yetiştiriciliğinin sofralarımıza ulaştırdığı kişi başı yıllık balık miktarı 0,7 kg iken 2008 itibarıyla bu rakam 7,8 kg’ ya ulaştı ve artışını sürdürmekte. Toplam yetiştiricilik ise 1950’lerin başında 1 milyon tondan daha azken 2008 verileri bu miktarın 52,5 milyon tona ulaştığını ve değerinin 98,4 milyon dolar olduğunu gözler önüne seriyor.

Su ürünleri sektöründeki toplam istihdam, yıllık ortalama 3,6’lık bir artışla geçtiğimiz otuz yıl içinde fazla dalgalanma göstermeden yükselerek, dünya nüfus artış hızını ve dünya genelinde tarım sektörünün artış hızını geride bıraktı. Sektörde çalışan 44,9 milyon kişi toplam tarım sektöründe çalışan 1,3 milyonun %3,5’ini oluşturuyor. Aynı oran 1980’de sadece %1,8 olarak belirlenmişti. Su ürünü avcılığı açık arayla sektörün en çok istihdam sağlayan kolu olsa da, bu pay yerinde saymaya yada azalmaya başlarken, yetiştiricilik kolu artan iş olanakları sağlayarak payını artırıyor.

Analizler balıkçılık filosunun dünyada ortalama 4,3 milyon tekneden oluştuğunu ve 10 yıl öncesine göre bir artış göstermediğini ortaya koyuyor. Balıkçılık filosunun aynı kaldığı yada azaldığı ülkelerin oranı artarken (%35), filosunu artıranların oranıysa azalıyor (%29).







Doğal stoklarda az tahrip edilmiş yada kısmen tahrip edilmiş olarak sınıflandırılan balıkların oranı 1970 ten bu yana ciddi bir azalma göstererek %40’tan %15’e düşerken, aşırı tahrip edilmiş, tüketilmiş ve geri kazanılan türlerin oları %10’dan %32’ye yükseldi. 2008’de Dünya Tarım Örgütü tarafından gözlenen stok gruplarının 15 tanesinin az tahrip edilmiş (%3) yada kısmen tahrip edilmiş (%12) olduğu ve güncel yakalanma miktarlarından daha fazla üreyebildiği tespit edildi. Bu 1970 ortalarından bu yana kaydedilen en düşük değer oldu.

Su ürünleri ihracatı 2008’de 102 milyar dolara ulaşarak 2007’ye göre %9 luk bir yükselme gösterdi ve 1998’deki 51,5 milyar doları neredeyse ikiye katladı. Çin, Norveç, ve Tayland en büyük ihracatçılar olurken, Çin 10,1 milyar dolarlık ihracatla toplam ihracatın neredeyse %10’unu gerçekleştirip açık ara birincilik elde etti ve bu rakamı 2009’da daha da artırarak 10,3 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirdi.



Stj. Su. Ürünleri Müh. Feyzi Onur Durak

Su Ürünleri Sektörü


Balıkçılık Sektörü


BALIKÇILIK SEKTÖRÜ

3/4’ü denizlerle çevrili olan dünyamızda en önemli besin kaynaklarından biri de yine denizlerdir. Balığın insan tarafından besin olarak tüketilmesi atalarımızın yeryüzünde yaşamaya başladığı antik çağlara dayanır.

O dönemlerde alet kullanmadan doğadan toplama yoluyla gerçekleştirilen balık avcılığı oltanın icadından bu yana epey yol kat etti. Bugün ise karşımızda yıllık üretim kapasitesi 90 milyon tonu bulan 4,3 milyon balıkçı teknesi, 52,5 milyon ton yıllık üretim hacimli yetiştiricilik işletmeleri, ve 44,9 milyon çalışanıyla bize vücudumuza dışarıdan hazır almamız gereken omega-3, EPA(Eikosapentaenoik asit), DHA(Dekosahegzaenoik asit)’lardan bol miktarda sağlamak, sofralarımıza lezzet ve keyif katmak için gece-gündüz çalışan dev bir sektör var.

Su Ürünleri Avcılığı

Bu dev sektörün en büyük ayağını avcılık oluşturuyor. Avcılık sektörü Dünya Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre 2008’de 80 milyon tonu denizden ve 10 milyon tonu tatlı sudan olmak üzere 90 milyon ton ürün sağladı. Bu üretimin son on yılda kobya(Engraulis ringen) -El Nino Güney Salınımlarının değiştirdiği oşinografik şartlardan son derece etkilenen bir tür- avcılığındaki dalgalanmalar göz ardı edildiği takdirde çok fazla değimediğini söyleyebiliriz. Diğer türlerin avlanmasındaki dalgalanmalar ise çoğunlukla uzun vadede bir diğerini dengeleyecek şekilde gerçekleşerek toplam üretim miktarı üzerinde bir etki oluşturmadılar.


Denizlerde Kuzeybatı Pasifik halen açık arayla en çok balık avlanan bölge. Bunu ise sırasıyla Güneydoğu Pasifik, Orta Batı Pasifik ve Kuzeydoğu Atlantik izliyor. En çok avlanan 10 tür toplam avın %30’unu oluşturmak üzere av miktarını belirleyen baskın türler değişmedi.

2/3’ Asya’dan bildirilen iç su avcılığı ise 1950’den bu yana yavaş ama sabit bir yükseliş trendi gösterdi.

Akuakültür (Su Ürünleri Yetiştiriciliği)

Sektörün diğer ayağını oluşturan yetiştiricilik hızlı bir üretim artışı göstererek dünyada en hızlı büyüyen hayvansal besin üretici sektörü olarak karşımıza çıkıyor. Sucul bitki üretimiyle birlikte yetiştiricilik sektörü 2008’de 98,3 milyon ton balık üretti. Bu üretimin dünyada en baskın olduğu bölge toplam üretimin %89’unu gerçekleştiren Asya-Pasifik bölgesi oldu.

1970 – 2008 arasında %10,4 oranında üretim artışı gösteren Çin’in 2000li yıllarda ivmesi azaldı ve üretim artışı 5,4 olarak belirlendi. Kuzey Amerika ve Avrupa’daki ortalama yıllık yetiştiricilik üretimi de 2000’den bu yana %1,7’den %1,2’ye geriledi. Sektörün öncü ülkeleri olarak bildiğimiz Fransa, Japonya, İspanya gibi ülkeler ise gerileyen bir üretim gösterdiler. Gelecek 10 yılda akuakültür üretiminin artış göstereceği ancak bu artışın ivmesinin düşeceği tahmin ediliyor.

Stj. Su Ürünleri Mühendisi Feyzi Onur Durak


YUMUŞAKÇALARIN (MOLLUSCA) YETİŞTİRİCİLİĞİ. Dünya da yaygın olarak yetiştiriciliği yapılan bir grubu oluştururlar. Dünyadaki birinci sırayı deniz yetiştiriciliği.


... konulu sunumlar: "YUMUŞAKÇALARIN (MOLLUSCA) YETİŞTİRİCİLİĞİ. Dünya da yaygın olarak yetiştiriciliği yapılan bir grubu oluştururlar. Dünyadaki birinci sırayı deniz yetiştiriciliği." — Sunum transkripti:



Slayt 1

YUMUŞAKÇALARIN (MOLLUSCA) YETİŞTİRİCİLİĞİ


Slayt 2

Dünya da yaygın olarak yetiştiriciliği yapılan bir grubu oluştururlar. Dünyadaki birinci sırayı deniz yetiştiriciliği alır. Bunu istiridye, akuvades(kum midyesi) ve diğer yumuşakça türlerinin yetiştiriciliği izler.


Slayt 3

1- MİDYE YETİŞTİRİCİLİĞİ Mollusca filumunun Bivalvia klasisi içinde yer alan Mytilidae familyası geniş bir yayılım alanına sahiptir. Bu familyanın en önemli türleri ise Mytilus galloprovincialis (Akdeniz midyesi) ve Mytilus edulis(mavi midye), Modiolus barbatus (at midyesi) ve Perna sp., (Afrika midyesi)’dir. Mytilus galloprovincialis İzmir’den Karadeniz sularına kadar toplanırken, Modiolus barbatus avcılığı en fazla Ayvalık ve civarından yapılmaktadır. Toplanan midyelerin bir kısmı taze veya işlenmiş olarak yurtiçinde değerlendirilirken önemli bir kısmı yurtdışına pazarlanmaktadır


Slayt 4

Sistematikteki Yeri Akdeniz midyesi’nin (Mytilus galloprovincialis) sistematikteki yeri: Filum :Mollusca Klasis :Bivalvia Ordo :Filibranchiata Familya:Mytilidae Genus: Mytilus Species:Galloprovincialis


Slayt 5

Biyolojisi Mytilid kabukları mikro yapıya sahiptirler. Ilıman bölgelerde kabuk 2 veya 3 tabakalı argonit ve kalsitten oluşurken diğer bölgelerdeki kabuklar 2 tabaka argonit ve sedef tabakasına sahiptirler(Gosling, 1992). Midye uygun olmayan ekolojik şartlara maruz kaldığında büyüme çizgilerinde anormal bir sıklaşma, yukarı doğru kabarma veya aşağıya doğru çökme görülür. Midyelerin sağ kabukları sol kabuklarından 1mm kadar daha yüksektir (Uysal, 1970). Beslenmelerini, genellikle fitoplankton ve suda süspansiyon halde bulunan organik partikülleri süzerek sağlarlar.


Slayt 6

Kabuklara içten bakıldığında kolayca fark edilebilen iki renk görülür. Orta kısım beyazımsı sedef parlaklığındadır. Kenarlara doğru renk koyu mavi olur. Bu iki kısım birbirinden manto çizgisi ile ayrılırlar. Manto kabuk üzerinde belirgin bir iz bırakır. Midyelerde beslenme az olduğunda büyüme yavaşlar veya durur. Et verimi düşer ve gonatlarda olgunlaşma tam olmaz, alınan döller dayanıksız ve küçük olur. Kabuklara içten bakıldığında kolayca fark edilebilen iki renk görülür. Orta kısım beyazımsı sedef parlaklığındadır. Kenarlara doğru renk koyu mavi olur. Bu iki kısım birbirinden manto çizgisi ile ayrılırlar. Manto kabuk üzerinde belirgin bir iz bırakır. Midyelerde beslenme az olduğunda büyüme yavaşlar veya durur. Et verimi düşer ve gonatlarda olgunlaşma tam olmaz, alınan döller dayanıksız ve küçük olur.


Slayt 7

Çevresel Faktörler Su Sıcaklığının Etkisi : Ülkemizde, Karadeniz, İstanbul Boğazı ve Marmara Denizi’nin bütün sahillerinde kümeler halinde M. galloprovincialis’ e rastlanır. Bunlardan başka Çanakkale boğazı ve Ege Denizi sahillerinde yer yer görülmektedir.Bu türün Ege Denizi’ndeki dağılışında, İzmir Körfezi Güney sınırını oluşturur. Geniş bir yayılım alanına sahip olan bu türün büyüme ve çoğalmasında en etkili faktörler suyun sıcaklığı, tuzluluğu ve akıntılardır.


Slayt 8

Su Tuzluluğunun Etkisi Midyeler, % 0.5 ile % 0.40 tuzluluk oranları arasında sürdürebilmektedir.M. galloprovincialis’ in optimum su tuzluluğu % 0,18-20 olarak gösterilmektedir. Su Akıntılarının Etkisi Kendilerine bir yer tespit ederek yaşayan midyelere,akıntılar,hem olumlu hem de olumsuz yönde tesir ederler.Su akıntısının bulunduğu bölgelerde gerekli oksijen zenginleşmesi ve besin olarak yararlanılan planktonun bolca taşınması midyelerin gelişme ve çoğalmasını sağlar.Ancak, akıntıların kuvvetli olması halinde ise midyelerin tutunabilecekleri materyalin de taşınmasına neden olurlar.


Slayt 9

Üreme ve Çoğalması Midyelerde çoğalma sistemi bütün vücuda yayılmış kanallar ve kanalcıklardan meydana gelir. Kanalcıkların uçları bağ dokuda ve genital organlarda son bulur. Bu kanal ve kanalcıklardan meydana gelen sistem, manto loblarının her tarafındaki bağ dokusu içersine yayılmış durumdadır. Üreme zamanlarında, genital organların bulunduğu manto dokusu tamamen cinsiyet hücreleri ile doludur. Bunlar mesosomada, perikardial boşluğun hemen altında, vücudun yan duvarlarında, karaciğerin hemen üzerindeki dokularda yayılırlar. Genel olarak üreme sistemi solungaçlar, kaslar ve ayak hariç vücudun her tarafına yayılmıştır. Midyelerde çoğalma sistemi bütün vücuda yayılmış kanallar ve kanalcıklardan meydana gelir. Kanalcıkların uçları bağ dokuda ve genital organlarda son bulur. Bu kanal ve kanalcıklardan meydana gelen sistem, manto loblarının her tarafındaki bağ dokusu içersine yayılmış durumdadır. Üreme zamanlarında, genital organların bulunduğu manto dokusu tamamen cinsiyet hücreleri ile doludur. Bunlar mesosomada, perikardial boşluğun hemen altında, vücudun yan duvarlarında, karaciğerin hemen üzerindeki dokularda yayılırlar. Genel olarak üreme sistemi solungaçlar, kaslar ve ayak hariç vücudun her tarafına yayılmıştır.


Slayt 10

İzmir Körfezi’nde midyeler Eylülden Mayıs-Hazirana kadar döl verebilmektedirler. Fakat en yoğun döl verimi Eylül-Ekim ve Mart-Nisan aylarında olmaktadır. Midyeler döllerini bıraktıktan sonra 1 ay içinde kendini tekrar toplayarak yeni döl üretmektedir. İzmir Körfezi’nde midyeler Eylülden Mayıs-Hazirana kadar döl verebilmektedirler. Fakat en yoğun döl verimi Eylül-Ekim ve Mart-Nisan aylarında olmaktadır. Midyeler döllerini bıraktıktan sonra 1 ay içinde kendini tekrar toplayarak yeni döl üretmektedir. Midyeler ayrı eşeyli olup, olgun erkeklerde gonatlar krem-beyaz, dişilerde ise portakal sarısı tonlarındadır. Kabuklar kapalı iken cinsiyet ayrımı yapılamaz. Ancak midye kabuğunu su içinde hafif açtığında renklenme fark edilebilirse cinsiyetleri hakkında konuşulabilir. Yumurta bırakma süresi ve miktarı bulundukları ortamdaki besin türlerine ve bolluğuna, tuzluluk ve su sıcaklığına bağlı olarak değişmektedir. Ortalama bir dişi 5- 12milyon arası yumurta üretebilir.


Slayt 11

Midyelerden Döl Alım Yöntemleri Doğal şartlar altında gonatları olgunlaşmış midyeler uygun şartlarda (sıcaklık, tuzluluk gibi) döllerini suya bırakırlar. Eğer gonatları dolu midyelerin dölleri bir seferde alınmak isteniyorsa bazı uyarı yöntemler(şoklar) uygulanarak midyenin döllerini suya bırakması sağlanır. Midyelerin ortam sıcaklığından 8- 10°C düşük ve yüksek sıcaklıktaki sularda 1- 2dk. bekletilmesiyle termik şok, bulundukları suya düşük voltta elektrik verilmesiyle elektrik şoku, adduktör kasının bir iğne ile uyarılması ile mekanik şok ve manto boşluğuna KCl solusyonu verilmesi ile kimyasal şok yapılmış olur. Şok yöntemler ile elde edilen fazla sperm solusyonu anaç tanklarına bırakıldığında uyarılmamış dişilerin döllerini bıraktıkları görülür.


Slayt 12

Yumurtanın döllenmesinden 22 saat sonra Trochophora larvası oluşur. 20 gün devamlı şekilde metamorfoz geçirir. Ayak meydana geldikten sonra kendilerini tespit etmek için sürünerek uygun zemin ararlar.uygun zemin bulurlarsa bissus iplikleriyle kendilerini tespit ederler. Trochophora


Slayt 13

Yetiştirme Teknikleri Dip Yetiştiriciliği Yetiştiriciliğin deniz dibinde uygulandığı yöntemdir. Özellikle Hollanda'da uygulanan bu yöntemde midye yetiştirilen alanlar balıkçılığa kapalı tutulur. Buralarda herhangi bir balık avcılığı yapılmasına izin verilmez. Böylece yataklar dış zararlardan korunmuş olur. Bu yöntem iki aşamadan oluşur. Birinci safha küçük midyelerin toplandığı alanlardır. Bu alanlarda midyelerin pazarlanacak çağa kadar kalmaları istenilmez. Çünkü küçük midyelerin toplandıkları alanlarda yavrular çok sık olarak bulunur ve bunlar bu şekilde bırakıldıkları takdirde iyi bir şekilde gelişemez


Slayt 14

Bunun için yetiştiriciler belirli bir boya geldikten sonra bu yerlerden topladıkları küçük midyeleri kendileri tarafından korunan deniz yataklarına ya da aynı bölgede seyrek olan yerlere yerleştirirler. Hollanda’da küçük midyelerin toplandığı alanlar devletçe korunur. Ancak yılın çok az bir dönemi için avlanmaya açık bırakılır. Bu alanlardan yavru toplayan yetiştiriciler midyelerin büyümeleri için bıraktıkları alanları devamlı kontrol altında tutarlar. Midyelerin düşmanı olan bazı canlılara karşı bu yerleri korumaya çalışırlar. Midyelerin iyi gelişebilmesi için yataklarda yeterli fakat midyeleri sürüklemeyecek bir su akıntısının var olması istenir


Slayt 15

Sırıklar Üzerinde Yetiştirme Genel olarak Fransa'da uygulanan bir yetiştirme yöntemidir. Sistemin ana temeli belirli aralıklar ile denize çakılan kazıklardır. Bu kazıklar üzerine midye yavruları, bisus iplikleri ile tutunur. Kazıkların bulunduğu yere göre midyelerin pazarlanacak döneme kadar aynı kazık üzerinde kalmaları ve büyümeleri beklenir veya kazıklar, gelgit olaylarının çok olduğu yerlerde suyun çekilmesinden yararlanarak başka bölgelere midyeleri ile birlikte götürülerek dikilir. Yarı kontrollü bir yetiştirme olarak ele alınabilecek bu yöntemin daha başarılı olması için seyreltme yapılması ve seyreltme sonucu elde edilen midyelerin ziyan edilmeyerek ağ torbalar içine yerleştirilmesi yoluna gidilerek yetiştirme çalışmalarının dahakârlı bir duruma getirilmesine çalışılmaktadır. Bu yöntem dipte yetiştirmeye oranla daha fazla işçilik istemektedir.


Slayt 16

Bu yöntemle yetiştirilen midyelerin et kalitesinin yüksek olması nedeniyle bu midyeler daha pahalıdır. Bu tür birbirine bağlı sırıklar sisteminin bir yerden diğer bir yere götürülmesi kolay olmaktadır. Böylece bir senede birkaç yer değiştirilmesi mümkün olmakta ve midyelerin gelişmesinde daha başarılı sonuçlara ulaşılmaktadır


Slayt 17

Sallarda Yetiştirme Sallarda Yetiştirme İspanya’nın Kuzeybatı Atlantik kıyılarında 5 körfez vardır. Bu körfezlerin kıyıları denize dik ve sarptır. Bunların toplam uzunluğu 24km genişliği ise 3-10km olup ortalama 30m(max.60m) derinliğe sahiptirler. Körfezlerin ağız kısımları adalar tarafından okyanus fırtınalarına ve dalgalarına karşı korunmaktadır. Yıllık yüzey su sıcaklığı 9-21°C ve tuzluluğu ise ‰35 ‘dir. Bu alanda Sal kültürü 30 yıldan beri uygulanmaktadır. Midye kültüründe kullanılan sallar oldukça basit malzelerden yapılmaktadır. İlk kullanılan malzemeler eski tekne gövdeleriydi. Daha sonraları sallar 4-6 köşeli duba ve ya yüzdürülen metal aksamdan yapılmaya başlamıştır. Günümüzde en yaygın kullanılan malzeme ise strafor ve fiberglas materyaldir.


Slayt 18

İspanya bu şekilde sallarda yetiştirlen midyeler hızlı büyümeleri ve et oranlarının yüksek olması nedeni ile dünyaca bilinen en kaliteli midyelerdir. Midyelerin et verimi %35- 50 arasında değişir.


Slayt 19

Larvalar genellikle kayalardan, sallardan sarkıtılan halatlarla toplanmaktadır. Yavru toplama işlemi en iyi ilkbahar ve yaz aylarında olur.Halatların suya sarkıtılma zamanları Aralık-Ocak ayında olur.Yavru midyeler Şubat- Mart aylarında bu halatlara tutunur.Midyelerin kayalara, sonbahar aylarında halatlara ise, ilkbahar aylarında daha iyi tutundukları belirlenmiştir.Bir sal üzerinde her boy midyenin var olduğu halatlar bulundurulur.Böylece bir salın daimi olarak verim vermesi sağlanr.


Slayt 20

2-İSTİRİDYE YETİŞTİRİCİLİĞİ İlk kültür çalışmaları 17. yüzyılda Japonlar tarafından ele alınmıştır. Bambu kamışları dikerek istridyelerin bunların üzerine tutunmasını sağlayarak yetiştirmişlerdir. Yine bambu kamışlarından sal yaparak denizde sadece dikey değil yatay olarak da yetiştiriciliği başlatmışlardır. Bu dönemde yavruların çoğu doğadan toplanmaktadır. İnsan kontrolü altında ilk yavru üretimi 1879 yılında ele alınmıştır. 1920’de ise kültüre alınacak boya kadar yetiştirilmişlerdir. Bugün birçok ülke yarı kontrollü olarak dipte, kazıklarda, halatlarda, rafta ve sallarda yetiştiricilik yaparken, tam kontrollü olarak yumurtadan pazar boyuna kadar istiridye üretimini de başarılı bir şekilde yapmaktadırlar.


Slayt 21

Istiridye yetiştiriciliğinde söz sahibi olan ülkelerin birkaçını ve yetiştirdikleri türleri sıralayacak olursak şöyledir; Japonya Crassostrea gigas Japonya Crassostrea gigas Fransa Ostrea edulis, Fransa Ostrea edulis, Portekiz Crassostrea angulata Portekiz Crassostrea angulata Filipinler Crassostrea eradelis Avustralya Crassostrea commercialis Avustralya Crassostrea commercialis Ingiltere Ostrea edulis Ingiltere Ostrea edulis Bu kabuklu su canlıları son yıllarda ülkemizde tanınmaya başlanmıştır. Ülkemizde tüketiminin pek fazla olmamasına rağmen dış talebin yüksek olaması nedeni ile bazı ihracatçılar bu canlıları doğadan toplatarak Italya, Ispanya, Yunanistan gibi ülkelere pazarlanmaktadır


Slayt 22

Sistematikteki yeri Phylum: Mollusca Classis: Bivalvia (Lamelibranchiata) Ordo: Filibranchiata Familia: Ostreidae Genus: Ostrea (Linne, 1758) Genus: Ostrea (Linne, 1758) Species : Ostrea edulis (Linne) Species : Ostrea edulis (Linne)


Slayt 23

Biyolojisi Kabuk oval şekilli olup, belirsiz kanca burunlu (gagalı), yaprak şeklinde, sarımsı kahverengi renge sahiptir. Sol kabuk hafif küp, sağ kabuk yassı görünümdedir. En önemli türü O.edulis olup max. 12cm, genellikle 6-7cm uzunluğunda olurlar. Ülkemizde sahil ötesi kumlu, çamurlu veya kayalık bölgelerde yaşarlar. Akdeniz ve Karadenizde yaygındır.İstiridyeler, midyelerde olduğu gibi plankton ve süspansiyon halinde organik maddelerle beslenirler.Ülkemizdeki tür haziran –Temmuz aylarında yumurtlar.


Slayt 24

Çevresel Faktörler Su sıcaklığının etkisi: İstiridyeler 13-30c’ler arasındaki su sıcaklıklarında gelişebilmektedir.Bu türün en iyi gelişme gösterdiği sıcaklık 22 C’ dir. Tuzluluğun etkisi: İstiridyeler %0 15-30 tuzluluklar arasında gelişimini sürüdürebilmektedir.Gelişmelerinde ki optimum tuzluluk %0 32.7’dir. Akıntının etkisi: Su akıntısının etkisi midyede bahsedildiği gibidir.


Slayt 25

Üreme ve Çoğalması İstridyeler eşeyli üreme gösterirler. Üreme organları erkek ve dişi gametleri oluşturur. Bunların üreme mevsimi ilkbahar sonu ile sonbahar arasında olup havaların ısınmasıyla başlar, soğumaya başlaması ile sona erer. Her iki eşeydeki gonatlar birçok hayvanda bulunan ile karşılaştırıldığında basit yapıdadır. Sindirim sistemi üzerinde yerleşmiş durumdadır. O. edulis devamlı hermafroditizm gösterir.Sonbaharda erkektirler daha sonra dişi üreme organları gelişir. O.edulis 14-16 C arasında yumurtlarlar.


Slayt 26

Wells-glancy yöntemi Wells-glancy yöntemi Wells-glancy yönteminde deniz suyu sadece kum filtresinden geçirilir ve sera ortamındaki büyük hacimli tanklara(20-30 tonluk) gönderilir. Tanklara deniz suyu ile gelen fitoplankton hücrelerinin artmasına izin verecek nutriyent karışımı verilir. Bu tank suyu 5-6 gün içinde kahverengi veya yeşil renk aldığında doğrudan larva tanklarında besleme amaçlı kullanılır. Bu yöntemin dezavantajı deniz suyu iyi filtre edilmediği için zararlı fitoplanktonlar türleri de kısa sürede çoğalarak istiridye larvalarına zarar verebilir.


Slayt 27

Suyla birlikte gelen zooplanktonlar hem larvalara predatör olarak zarar verdiği gibi bazıları da ortamda çoğalan besine ortak olurlar. Böyle bir kültür yönteminde larva yetiştirciliği riske atılmış olmaktadır. Bu yönteme dayalı yapılan fitoplankton kültürü daha çok yavru veya anaç beslemede kullanılabilir. Wells- glancy yöntemi fitoplankton üretim masrafını çok azalttığı için tercih edilmektedir


Slayt 28

Milford yöntemi Milford yönteminde ise alg hücreleri tek tek ayrı tüplerde ve saf kültür olarak inkübatörde muhafaza edilir. Larva kültürüne başlamadan önce bu hücreler steril şartlar altında arttırılmaya başlar. Kültür suyu 0.45µm göz açıklığındaki Milipore filtreden süzüldükten sonra otoklavda sterilize edilir. Kültür hacmi 6lt’yi geçtiğinde suyun filtrasyonu 1µm’lik kartuj filtrelerde, sterilizaysonu ise U.V. lambalarından yararlanarak yapılır. Böylece larva beslemede istenilen hücrelerin kültürü ayrı tanklarda yapılmış olur. Kültür biriminin iyi bir fitoplankton artışı sağlanması için 18- 22°C arasında olması sağlanır. Şeffaf polyester tanklar veya naylon torbalarda(50-500lt hacimli) kültür gerçekleştirilir


Slayt 29

Yetiştirme Teknikleri Gerek kuluçkahaneden elde edilen ve gerekse doğal alanlardan toplanan yavru istiridyeler, pazar boyuna kadar büyütülecekleri yetiştirme alanlarına yerleştirilirler. Yetiştirme alanlarının seçiminde aşağıdaki konulara dikkat edilmelidir: a) İstiridyenin büyümesine izin verecek uygun su koşullarına(sıcaklık, tuzluluk) sahip olmalıdır. b)Evsel ve endüstriyel bir atık girdisi olmamalıdır. c)Plankton açısından zengin olmalıdır. d) Toksik plankton patlaması olmamalıdır. e)Suda belli bir su akıntısı olmalı, durgun su olmamalıdır f)Denizyolu ulaşımı üzerinde olmamalıdır.


Slayt 30

a) Sallarda Yetiştiricilik Sallarda yetiştiricilik genellikle iç denizlerde uygulanır. Salların inşasında tropik kuşakta 10-15cm çaplı bambular veya sedir ağacı kullanılmaktadır. Birbirine 30 veya 60cm aralıkla monte edilirler. Salların ebadı, 9x5,4m dir. Bu büyüklükdeki bir sal, 500-600 adet istiridye kollektörü(spatlı) taşır. Salların yüzdürülmesinde tercihen dayanıklı plastik variller (50 galonluk), fıçılar veya yüzdürücüler (stypor) kullanılır. Sallar 5-10m aralıklarla birbirlerine bağlanır. Bir ünite yaklaşık 10 saldan teşekküldür.


Slayt 31




Slayt 32

b) Konteynerlarda Batı Baltık Denizinde Flensburg Fiyordlarında uygulanan şamandralı dip istiridye konteynerleridir.İçerisine üstüste plastik raflar dizilebilen ayaklı konteynerlar dibe bir vinç sistemine sahip tekne ile bırakılır.Konteynerlerin üstüne şamandra bağlanır.Bir konteynere 100 adet çerçeve dizilebilir.


Slayt 33

c) Sabit Asma Yöntemi Bu yöntem gel-git olayıyla deniz dibinin ortaya çıktığı (Meydana çıktığı) az derin olan yerlerde uygulanır.Bambu kamışları suların git olduğu zaman 2-5 m derinlikteki suların bulunduğu yerlere çakılır.Diğer bambular bu kazıklara paralel- yatay olarak bağlanır.Çeşitli aralıklarla 6-7 sıra oluşturulur.


Slayt 34

d)Uzun Halat Yöntemi İki şamandra arasına gerilmiş ip üzerine asılmış taşıyıcılardan oluşan yetiştirme yöntemidir.Sahilden uzak yerlerde kurulabilir.Her ünitede 10-12 yüzdürücü, yüzüdürücüler arasına roblar(ipler) asılır.Her halatın ucu 1-3 arasında çapa ile desteklenir.


Slayt 35

e) Kafes Yöntemi Bir yıl sonra hasat edilen istiridyelerden güzel şekilli olanlar tel çerçeveli kafeslere yerleştirilir ve sallara asılır.Yaklaşık 6-8 ay sonra 10-20 gr et ağırlığına ulaşır.


Slayt 36

f) Aşılama yöntemi Fransa’da ve İtalya’da uygulanır.Yavru toplama kiremit demetleri le olur.Kiremitler tel ile bağlanmıştır.Havuzlara konur ve bir kış kaldıktan sonra, planktonca zengin 5-20 C, %0 31-33 tuzluluktaki ve gel-git alanı içindeki 5-6 m suya batırılır. Hasat el ve aletlerle yapılır.istiridye deniz yıldızı düşmanlarıdır. Toplanan istirideyeler yoğun tuz konsantrasyonu veya %0 1’lik CuSO4 eriğinde tutulduktan sonra açık havaya alındıklarında bütün zararlılar ölür.


Slayt 37

3. KUM MİDYESİ YETİŞTİRİCİLİĞİ Kum midyeleri yetiştiricilik sahalarının öncelikle midye ve istiridye yetiştiricilik alanlarında olduğu gibi kimyasal ve organik kirlilik etkenlerinin karışmadığı temiz deniz sahaları olması gerekmektedir.Kum midyesi olarajk tanınan türün beyazımsı sarı renkte ve genellikle üç kahverengi ışın bantı içeren bir kabuk yapısı vardır.Bu türün yetiştiriciliği, özellikle Portekiz’de yaygın olarak yapılmaktadır.


Slayt 38




Slayt 39

Sistematikteki Yeri Kum midyesi akuvadesin (Tapes decussatus) sistematikteki yeri: Filum: Mollusca Klasis:BivalviaOrdo:FlibranchiataFamilya:VeneridaeGenus:Tapes Species:Tapes decussatus


Slayt 40

Biyolojisi Akuvadesler, ayak görevi gören iki adet çıkıntısı ile su alır verirler(suyu filtre ederler.)Ergin olanları genellikle zemin içinde 5-10 cm. derinlikte bulunurlar.Küçük olanlar daha az derinliğe gömülüdürler.5 mm. Boyutlarındaki genç birey bir saat içinde 7 ml. Suyu filtre eder.Bu oran 15 mm. boyutlarındaki birey için yedi kat daha fazla artar.Su filtre ediş miktarları boy ve su sıcaklığı ile doğru orantılı olarak artar.Atlantik ve Senegal kıyılarından Manş denizine kadar yayılım gösteren bu türün Akdeniz’de de geniş yaşam alanları mevcuttur.


Slayt 41

Çevresel Faktörler: Kum midyelerinin büyüme ve gelişmeleri için önemli özellikler; akıntı şiddetinin, deniz suyu sıcaklığı ve tuzluluğunun uygun seviyede olmasıdır. : Su sıcaklığının etkisi: Kum midyesi 13-30 C sıcaklık arasında gelişimini sürdürebilmektedir.Ancak gelişmelerindeki en uygun su sıcaklığı 23 C’dir. Kum midyesi 13-30 C sıcaklık arasında gelişimini sürdürebilmektedir.Ancak gelişmelerindeki en uygun su sıcaklığı 23 C’dir. Tuzluluğun etkisi: Tuzluluğun etkisi: Akuvades, a, ‰ 20–35 tuzluluk değerleri arasında büyüme ve gelişmelerini sürdürebildikleri hâlde en uygun gelişmelerini 23 °Csıcaklık, ‰ 33’lük tuzlulukta gerçekleştirmektedir. Akuvades, a, ‰ 20–35 tuzluluk değerleri arasında büyüme ve gelişmelerini sürdürebildikleri hâlde en uygun gelişmelerini 23 °Csıcaklık, ‰ 33’lük tuzlulukta gerçekleştirmektedir.


Slayt 42

Akıntıların etkisi: Kumlu ve çamurlu zemin üzerinde gömülü olarak yaşadıklarından besinlerini, su içindeki plankton ve organik maddelerin akıntılar vasıtasıyla taşınması ile sağlar. Ancak akıntı şiddetinin fazlalığı da zemindeki kumları süpüreceği için kum midyelerinin yaşamalarını engelleyebilir. Diğer bir deyişle zemini bozacak şiddetteki akıntılar kum midyeleri için uygun değildir.


Slayt 43

Üreme ve Çoğalma: Akuvadeslerin eşeysel olgunluğa erişebilmesi için uzun süre sbt sıcaklık kontrolündeki ortamda tutulmaları gerekir(20 C).Anaç olarak kullanılacak akuvadeslerin boyu 40 mm’den az olmamalıdır. Bu dönemde tek hücreli algler ile beslenmeye alınırlar (Örneğin: Tetraselmis suesica ) yumurta ve sperm eldesi için genellikle termik şok yöntemi kullanılır.0.2 mikronluk membran filtreden geçmiş deniz suyu yarım saat süreyle 26-28 C yükseltilerek gerekli stimülasyon sağlanır.


Slayt 44

Olumlu netice vermediği takdirde su sıcaklığı 14-15 C deki suyla değiştirilir.Ve aynı operasyon tekrarlanır.Dişi ve erkekler için ayrı ayrı kaplarda yapılan bu işlem sonucu yumurta ve spermler bir pipet yardımıyla alınıp döllenme gerçekleştirilir.40 mikrondan filtre edilerek toplanan yumurtalar kuluçkalama tankına alınır ve 48 saat sonra veliger larvaları elde edilir


Slayt 45

Yetiştirme Teknikleri: Yumurtlamadan sonra tek hücreli alglerle beslenirler. 2–3 mm boya ulaşan bireyler, dibinde elek bulunan 50 cm çapında 20 cm uzunluğundaki tüpler içine 10–200 adet olacak şekilde yerleştirilir. Atıkların ortamdan uzaklaştırılması için su sirkülasyonu aşağıdan yukarı doğrudur. 8–10 mm’ye ulaşan bireyler doğal ortama alınarak ticari boya gelinceye kadar burada yetiştirilir. Doğal ortamda yetiştiricilik için iki farklı metot kullanılabilir.


Slayt 46

a) Park Yöntemi. Şekil ve hacim bakımından değişiklik gösterebildiğinden kolaylıkla uygulanabilir. Yoğunluk metrekarede 150–200 birey olup bireyler 5 mm’den büyüktür. 20 cm’si zemine gömülü 80 cm uzunluğunda ve göz açıklığı 4 mm olan plastik bir kafesle çevrilmiştir. Eğer park bir gelgit sahasına kurulmuşsa üst kısım bir ağla örtülmelidir.


Slayt 47

b) File Yöntemi Çok yönlü avantajlarından dolayı yaygın olarak kullanılan bir metottur. Özellikle çamur yerlere adapte edilir. Sentetik fibrillerden yapılmış 4–6 m boyutunda, göz açıklığı 4–8 mm olan file şeklinde örtü kullanılır. Zemin hazırlamak için çamurun bir kısmı kaldırılır. 5x3 m boyutlarında bir yer hazırlanır. Örtünün bir kısmı buraya yayılır. Kaldırılan çamur,örtünün üzerine serpilir. 10 mm göz açıklığındaki elekle elenen bireylerin kalanları metre karede 60 birey olacak şekilde sisteme yerleştirilir. Filenin kalan diğer kısmı ile örtülür.Kenarları yuvarlak demirle çevrilerek 1 cm kare kalınlığında çamur ile örtülür. Sistemde yengeç ve denizyıldızı bulunmamasına dikkat edilmelidir.


Slayt 48




Slayt 49

Dinlediğiniz için teşekkür ederim Fatma mısır 200820102077 Biyoloji ( İ.Ö.)

Spirulina

Spirulina




Su Bitkilerinin Kullanım Alanları

Denizlerin insanlar için ne derece önemli kaynaklar olduğundan daima bahsetmekteyiz. Gıda kaynakları açısından da çok önemli bir yere sahip olan denizlerimizde yetişen balıklar, omurgasızlar ve hatta bitkilerden fazlasıyla yararlanmaktayız. Su bitkileri kozmetik, ilaç sektörü, laboratuar malzemesi dışında yüksek besin değeri nedeniyle gıda sektöründe de önemli bir yere sahiptir.

Deniz yosunları protein, mineral ve vitamin içeriğinin zengin olmasıyla ve tamamen doğal bir besin olması nedeniyle özellikle Uzakdoğu ülkelerinde önemli besinler arasında yer alır.

Spirulina Nedir

Spirulina, mavi-yeşil algler yani siyanobakteri (Cyanobacteria) türü olarak bilinen bir su bitkisidir. Spirulina genusuna ait bir çok tür bulunmaktadır, Spirulina platensis ticari önemi en yüksek olan türdür bu türün bir diğer adı Arthrospira platensis olarak da bilinmektedir. Spirulina %65 oranında protein içermesiyle çok önemli bir protein kaynağı olarak bilinir ayrıca vitamin içeriğininde yüksek olması ve tamamen doğal bir besin olmasıyla tercih sebebidir. Spirulina antioksidan özelliğinin yanında düşük yağ ve kalorisi sayesinde kolesterole neden olmayan bir besindir. Ayrıca Spirulina A, B1, B2, B3, B6, B12, E vitaminlerince de zengindir.

Spirulina Üretimi


Besin değerlerinin yüksek olması nedeniyle Spirulina üretimi bir çok ülkede yaygınlaşmış ve ticareti yapılmaktadır. Ayrıca bazı deniz yosunlarının bağışıklık sistemleri (kanser riskini azaltıcı) üzerinde önemli etkilere sahip olduğu da bilinmektedir bu sebepler Spirulina’ yı ekonomik anlamda yukarılara taşıdığı görülmektedir. Tuzlu su dolu tanklarda (% 0,20 – % 0,35 tuzluluk oranı) kültürü yapılmaktadır. Yeterli olgunluğa gelen Spirulinalar tanktan toplanır ve bir alana serilerek farklı kurutma sistemleri sayesinde kurutulur daha sonra toz halinde veya kapsüllere konup paketlenerek eczanelerde satışa sunulur. Ülkemizde Spirulina yetiştiricilik çalışmaları ilk olarak Ege Üniversitesi’nde yapılmıştır.

Sonuç olarak bir çok ülke Spirulina’nın öneminin ve denizlerimizin yine besin kaynakları zenginliği açısından ne derece önemli olduğunun farkına varmıştır. Bu nedenlerle bir çok ülkede Spirullina yetiştiriciliği yapılmaya başlanmış ülkemizde ise son yıllarda bu su bitkisinin öneminin farkına varılmıştır. Spirulina diyette kullanılabilen doğal bir besin olup aminoasit, protein ve vitaminlerce zengin oluşuyla tüketilmesi gereken bir besindir.

Su Ürünleri Müh. Onur KASAP

MİDYE YETİŞTİRİCİLİĞİ



MİDYE YETİŞTİRİCİLİĞİ

Bu bölümde elden hiçbir yemleme yapılmadan üretim sağlanabilecek midye yetiştiriciliği üzerinde duracağız. Midyeden ülkemizde insan gıdası olarak yararlanılması, sadece bazı sahil yerleşim alanlarında yaygın ise de ihraç potansiyelinin olması bu canlı üzerinde önemle durmamızı gerektirmektedir. Artan hayvansal protein talebini karşılamada midye ve benzeri canlılardan en yüksek düzeyde yararlanma yollarını aramanın önemli bir görev olduğu inancındayız.

Son yirmi yıl içerisinde dünya midye üretimi hemen hemen iki kat artmıştır. Bu artışta en önemli etken ise midye yetiştiriciliğinde ki gelişmeler olmuştur. Midye üretimi bakımından en önde gelen ülkeler sıra ile Hollanda (lOO.OOO ton), İspanya (95.400 ton), Fransa (69.000 ton), Danimarka, Federal Almanya ve Güney Kore'dir. Bu ülkelerin üretimi içerisinde yetiştiricilik yolu ile sağlanan miktarlar ise oldukça önemli bir yer tutmaktadır. Ülkemizde ise yıllık midye üretimi 1976 yılında 100 ton dolayında iken bu üretimin 2000 yılında 5.000-6.000 ton'u aştığı söylenebilir.


Günümüzde ise bu miktarın çok üzerinde olduğu belirtilmekle beraber kesin rakamlar yoktur. Halbuki üç tarafı denizler ile çevrili olan ülkemizde midye yetiştiriciliğinin yapılabileceği alanların fazla miktarda bulunduğu ve kültürün yaygın şekilde ele alınması ile başarılı sonuçlar alınabileceği belirtilebilir. Bu konuda kurulmuş bulunan ülkemizdeki iki işletmede yetiştirme çalışmalarının başarı ile yapılabileceği izlenmekle beraber bazı sorunlar yetiştirme çalışmalarını aksatmıştır.

Midye yetiştiriciliğinin tam anlamı ile insan eli altında yapıldığını söyleyemeyiz. Hatta genel anlamda bir yarı yetiştiricilik olarak kabul edilebilir. Çünkü yetiştiricilik için gerekli olan canlılar doğadan sağlanmaktadır ve yetiştiriciliğin geleceği büyük çapta doğaya bağlıdır. Bir yere tutunması sağlanan midyeler büyümeleri için denizlere bırakılır ve diğer birçok yetiştiricilikten farklı olarak elden bir yemleme yapılmaz. Midyeler denizde serbest olarak dolaşan planktonları yiyerek ete çevirirler. Bu nedenle midye yetiştiriciliğinin ele alınacağı denizlerde doğal plankton üremesi ne kadar fazla olur ise yetiştirme çalışmalarının başarı şansı da o kadar fazla olur.

Yetiştirilen Midye Türleri ve Biyolojisi


Avrupa'da midye yetiştiriciliğinin en ileri olduğu ülke İspanya'dır. Bu ülkede yetiştiriciliği ele alınan tür Mytilus edulis ‘dur. Ülkemiz de dahil olmak üzere Akdeniz'de bulunan tür ise mytilus galloprovincialis türüdür. Ülkemizde midye yetiştiriciliği ele alındığında bu tür üzerinde çalışılacağından biz burada bu tür hakkındaki biyolojik bilgilere ağırlık vererek midyelerin yapısını aydınlatmaya çalışacağız.

Bir midyeye dıştan bakıldığı zaman 4 kenar ayırt edilir. Bunlar ön kenar, arka kenar, ventral (karın) kenar ve dorsal(sırt) kenardır.,Ön kenar kısa olup, kabuklar burada birbirleriyle kenetlenir. Karın tarafında bisus iplikleri bulunur. Bu iplikler midyenin bir yere tutunmasını sağlar. Karın kenarı önden arkaya doğru bir yükselme yaparak, düz bir şekilde' arkaya doğru uzanır. Arka kenar dar veya yaygın yarım daire şeklindedir. Dorsal kenar karın kenarına oranla dahabombelidir. Kabuklar üzerinde ön kenarı merkez alan küçük eliptik daireler şeklinde başlayan ve kenarlara paralel olarak yaş halkaları veya büyüme çizgileri diyebileceğimiz izler vardır. Hayvan uygun olmayan çevre koşullarında kaldığı zaman büyüme çizgilerinde anormal bir sıklaşma, kabarma (yukarı doğru) veya çökme (aşağı doğru) görülür.



Sol:Midyelerin bir zemine bağlayan bisus iplikleri
Sağ:Zeminde üremiş midyeler

Denizlerimizdeki M. Galloprovincialis farklı çevre koşullarında oldukça değişik renk varyasyonları gösterebilmektedir. Bunlar genelolarak siyah, siyahımsı mavi, koyu morumsu, kahverengi veya kahverenginin muhtelif tonlarıdır. Yalnız bu renkler hayvanın ölü ve diri olmasına göre biraz değişebilmektedir.

Midyeler üreme bakımından ayrı eşeyli canlılardır. Çok nadir olarak hermafraditolanlarının da var olduğu bildirilmektedir. Genitalorganlardaki üreme hücreleri olgunlaştıktan sonra dışarı atılırlar. Dişi ve erkekler yumurta ve spermleri dışarı saldıktan sonra döllenme olayı vuku bulur. Genellikle Mayıs ve Haziran aylarında üreme olayları azalır veya çoğunluğunda durur. SARIKAYA (978), İzmir Körfezi'nde yaptığı çalışmada Eylül dışında her ay midye larvasına rastlanıldığını, yetiştiricilik için larvaların tutulması için denizlerebırakılacak gereçlerin 12. ve- ya 3. ayda konulmasının en doğru olacağını kaydetmiştir.




Midye üretim çalışmaları

Midye Yetiştiriciliği Nerelerde Yapılabilir
Midye yetiştiriciliği yapılmasına karar verildiğinde seçilecek yer konusunda aşağıdaki hususların dikkate alınması gerekir.

a. Üretim yapılacak yerin öncelikle hırsızlardan korunabilecek bir yerde olması ve bu konudaki önlemlerin önceden düşünülmesidir. Çok sert rüzgarlara maruz kalan yerler de yetiştiricilik için uygun değildir. Su akıntısının yeterli olduğu sakin denizlerin seçilmesi daha iyi olur.

b. Midye yetiştiriciliğinin planktonca zengin olan denizlerde uygulanması önde gelen prensiptir. Fakat ani plankton patlamalarının olduğu ve zaman zaman çeşitli planktonların çok fazla üremesi midye yetiştiriciliğinde zararlı olabilir. Özellikle fazla dinoflagellataüremesinin olduğu zamanlarda midyelerin kendilerine büyük bir zarar gelmemekle beraber, bu zamanlarda hasat edilerek yenilen midyelerin insan sağlığı için zararlı olabileceği saptanmıştır. Örneğin Gonyaulax sp. türü planktonların çok kesif ürediği mevsimde hasat edilen midyeler yenildiğinde in- sanlarda hazım bozuklukları hatta felçli bir durum yaratabilen zehirlenmelerin ortaya çıkabileceği saptanmıştır.

c. Endüstriyel ve lağım artıklarının fazla olduğu denizler de midye yetiştiriciliği için uygun değildir. Özellikle midyelerin çiğ olarak tüketilme alışkanlığının var olduğu yerlerde bu tür denizlerde üretilen midyeler insan sağlığı için zararlı olabilir.

d. Bazı bölgeler deniz suyu bakımından midye yetiştiriciliği için çok elverişli olmakla beraber, yoğun deniz trafiği nedeni ile yetiştiricilik alanı olarak kullanılmaz. Özellikle gerekeğlence gerekse ulaşım bakımından çok hızlı gidebilen teknelerin çok kullanıldığı yerlerde kurulacak sallar hayati bakımdan çok tehlikeli olabilir. Zorunlu olan hallerde kurulacak sal sistemlerinin gece ışıklandırılması düşünülür.

e. Midye tüketiminin kolayolacağı yerler seçilmelidir. Pazarlama durumunun önceden iyi planlanması ve düşünülmesi gerekir. Kimi ülkelerde bir ön yargı olarak insanlar midye eti yemezler. Dünyanın kimi yerlerinde de midye eti dini nedenlerle yenilmez. Bu gibi yerlerde iç tüketime yönelik bir yetiştirme düşünülemez. Bilineceği gibi Japonya deniz ürünlerinin en çok tüketildiği ve insan beslenmesinde hayvansal protein kaynağı olarak deniz canlılarının çok fazla tüketildiği bir ülkedir. Bununla beraber bu ülkelerde midye yeme alışkanlığı yoktur. Hatta midye’ye tiksindirici ve yenilmeyecek bir canlı gözü ile bakılır. Bu gibi bir ülkede iç pazarlara dönük midye yetiştiriciliğinin ortam koşulları çok iyi olmakla beraber düşünülemeyeceği gerçeği açıktır. Bu gibi yerlerde halkın alışkanlığını kırmak oldukça zordur. Ülkemizde bile halkın önemli bir bölümü hayatı boyunca midye yememiştir ve bunlara kısa sürede midye yeme alışkanlığı kazandırmak zordur. Bu nedenle iç tüketime fazla güvenmemek, dış pazarlar konusunda da araştırma yaptıktan sonra geniş miktarda midye yetiştiriciliğine girişmek ülkemiz koşullarında daha uygun olacaktır. Günümüzde midye, Avrupa'da lüks sayılabilecek bir gıda değildir. İtalya, Fransa ve İspanya gibi ülkelerde midye halkın günlük olarak tüketim eğiliminde olduğu bir maddedir. Bu nedenle ülkemizde üretilebilecek midyelerin gerekli ilişkiler iyi planlandığında Avrupa'da pazarlanma olasılığı vardır.

MİDYE YETİŞTİRME YÖNTEMLERİ
Midye yetiştirme yöntemleri genelolarak 3 sınıfa ayrılabilir. Bunlar;

1.Dipte yetiştirme,
2.Sırıklar üzerinde yetiştirme,
3.Sallar ve şamandıralar üzerinde yetiştirme,

Dipte yetiştirme
Bu yöntemin uygulandığı ülke genellikle Hollanda'dır. Bütün midye yetiştiriciliklerinde olduğu gibi midye yavrusu temini tamamıyla doğaya bağlıdır. Adından da anlaşılacağı gibi yetiştiricilik deniz dibinde uygulanır. Bu tür yetiştiriciliğin ele alındığı Hollanda'da midye yetiştirilen alanlar balıkçılığa kapalı tutulur. Buralarda herhangi bir balık avcılığı yapılmasına izin verilmez. Böylece yataklar dış zararlardan korunmuş olur. Bu yetiştiricilikte iki safha olduğu söylenebilir. Birinci safha küçük midyelerin toplandığı alanlardır. Bu alanlarda midyelerin pazarlanacak çağa kadar kalmaları istenilmez. Çünkü küçük midyelerin toplandıkları alanlarda yavrular çok sık olarak bulunurlar ve bunlar bu şekilde bırakıldıkları takdirde iyi bir şekilde gelişemezler. Bunun için yetiştiriciler belirli bir boya geldikten sonra bu yerlerden topladıkları küçük midyeleri kendileri tarafından korunan deniz yataklarına ya da aynı bölgede seyrek olan yerlere yerleştirirler. Hollanda'da küçük midyelerin toplandığı alanlar devletçe korunur. Ancak yılın çok az bir dönemi için avlanmaya açık bırakılır. Bu alanlardan yavru toplayan yetiştiriciler midyelerin büyümeleri için bıraktıkları alanları devamlı kontrol altında tutarlar. Midyelerin düşmanı olan bazı canlılara karşı bu yerleri korumaya çalışırlar. Bazı yetiştiriciler midyelerin gelişmesini izleyerek daha fazla gelişme sağlama amacı ile midyelerini diğer alanlara taşırlar ve bir yılda 2-3 kez yer değiştirebilirler.


Zemine parelel yetiştirilmiş ve hasada alınan midyeler

Midyelerin iyi gelişebilmesi için yataklarda iyi fakat midyeleri sürüklemeyecek bir su akıntısının var olması istenir. Bu alanlarda midyeler pazarlanacak boya ulaşınca toplanırlar ve temizleme yerlerine alınarak pazarlanmadan önce iyice temizlenir ve standartlara göre belirli boylara ayrılarak pazara sevk edilirler.

Hollanda'da deniz diplerinin midye yetiştiriciliği için parsellenmesi 50 ile 200 dekar arasında değişmektedir. Bir yetiştiricinin birden fazla yetiştirme alanı kiralaması mümkündür. Bu alanlara gelişmesi için bırakılacak yavru midyelerin boyları 2,5 cm. dolaylarında olur ve üreticiler bu yavruları doğadan, örneğin yavru üremesi için
ayrılmış alanlardan, liman direklerinden veya kıyılardaki kayalara tutunmuş yavrulardan temin ederler. Bir üretici kiraladığı alana yavru bırakmadan önce mümkün olduğunca bu alanı midye yiyen zararlılardan temizlemek ister. Özellikle deniz yıldızları fazla oldukları taktirde midyeler için çok zararlıdır. Midyenin kabuğunu açan ve etini yiyerek yaşamlarını sürdüren bu zararlıdan korunmak için yetiştiriciler dikkatli olmak zorundadırlar. Küçük deniz yıldızları ancak çok küçük midyelere zararlı olabilir. Fakat büyük deniz yıldızları çoğaldığı ve yetiştirme alanında fazla zarar vermeye başladıkları hissedildiği zaman özelolarak yapılmış ucu tarak gibi olan uzun. saplı zıpkınlar ile kayık üzerinden ayna ile bakılmak sureti ile toplanırlar. Bu ayna olarak belirtilen alet 20-25 cm. çaplı, 50-60 cm. uzunluğunda bir tarafı camlı bir malzemedir. Deniz üzerinde kayıktan bu alet ile bakıldığında denizin dibini düzgün bir şekilde görmek mümkün olur. Deniz yıldızlarının toplanması amacı ile yapılan özel aletlerde Hollanda'da kullanılmaktadır. Deniz yıldızlarını midye yavrularının toplandığı alanlardan yavrular ile birlikte getirmemeleri için toplanan midye yavruları üzerine tuz serpilir. Bu uygulamada midyeler kabuklarını kapatarak tuzun zararından kendilerini korurlar. Fakat tüm deniz yıldızı yavruları da öldürülmüş, böylece midye yavruları büyümeleri için konulacak alanlara temizlenmiş olarak getirilmiş olur. Hollanda'da bu amaçla kullanılacak tuz devletçe vergisiz olarak ucuza sağlanmaktadır. Bu tuz ile muamele kabukça gelişmiş olan midyelere zarar vermemekle beraber kabuk yapısı henüz yeni teşekkül eden yavrulara zararlı olabilir. Fakat bu pek önemli değildir. Yalnız bu midyelerin aynı gün bekletilmeden plantasyon alanına götürülmeleri ve denize bırakılmaları lazımdır. Eğer bir gece motorda bu midyeler tuzlu olarak bırakılırlar ise midyelerin çoğunluğu ölür. Genellikle 10 ton yavru için 50 kg. dolayında tuz kullanılır.

Sırıklar Üzerinde Yetiştirme

Genel olarak Fransa'da uygulanan bir yetiştirme yöntemidir. Bir İrlandalı olan Kaptan Patrick Walton tarafından ilk kez kullanıldığı yazılmaktadır. Söz konusu kişi 1235 yıllarında deniz üzerinde uçan kuşları avlama amacı ile ağaç kazıklar üzerinde ağ sistemi kurduğunda kullandığı kazıklar üzerinde midyelerin tutunduğunu görmüş ve bu görüşten hareket ederek kazıklar üzerinde midye yetiştirme çalışmalarına girerek başarı sağlamıştır. Fransa'nın Aiguillon Koyu'nda o günden beri uygulanmaya başlayan bu yöntem günümüzde de yürütülmektedir.


Direkler üzerinde yetiştirme

Sistemin ana temeli belirli aralıklar ile denize çakılan kazıklardır. Bu kazıklar üzerine midye yavruları bisus iplikleri ile tutunurlar. Kazıkların bulunduğu yere göre midyelerin pazarlanacak çağa kadar aynı kazık üzerinde kalmaları ve büyümeleri beklenir veya kazıklar su gel-gitolaylarının çok olduğu yerlerde suyun çekilmesinden yararlanarak başka bölgelere midyeleri ile birlikte götürülerek dikilir. Yarı kontrollü bir yetiştirme olarak ele alınabilecek bu yöntemin daha başarılı olması için seyreltme yapılması ve seyreltme sonucu elde edilen midyelerin ziyan edilmeyerek ağ torbalar içerisine yerleştirilmesi yoluna gidilerek yetiştirme çalışmalarının daha karlı bir duruma getirilmesine çalışılmaktadır. Bu yöntem dipte yetiştirmeye oranla daha fazla işçilik istemektedir. Fakat özellikle Fransa'nın Aiguillon yöresinde bu yöntemle yetiştirilen midyelerde et kalitesinin yüksek olması İspanya ve Hollanda orijinli ithal malı midyeler ile fiyat bakımından daha pahalı pazarlanmasını mümkün kılmaktadır. Bazı yetiştiriciliklerde uzun dikmeler yere çakma yerine birbirlerine bir sal oluşturacak şekilde dilmeler ile bağlanmaktadır. Bu tür birbirine bağlı sırıklar sisteminin bir yerden diğer bir yeregötürülmesi kolayolmaktadır. Böylece bir senede birkaç yer değiştirilmesi mümkün olmakta ve midyelerin gelişmesinde daha başarılı sonuçlara ulaşılmaktadır. Fakat son yıllarda bu yöntemin uygulandığı bölgelerde dip çamurunun fazla olduğu ve bu taşıma anında çok çamur kaldırdığı gerekçesi ile taşımaktan kaçınılmaktadır. Hatta yer yer yasaklamalar konulduğu da görülmektedir.


Bu yöntemle yetiştirilen midyeler Hollanda'da olduğu gibi Mytilus edulis türü midyelerdir. Zaten Avrupa’nın tüm kuzey okyanusuna bakan sahillerde bulunan tür yalnız Mytilus edulis ‘tur. Bu yöntemin ele alındığı yörenin iklim ve çevre koşullarına kısaca değinmede yarar var. Yetiştiricilik yapılan bölgede su gel-git olayları oldukça yüksektir. Gel-git olayının en yüksek olduğu zamanlarda suyun alçalıp yükselmesi 5 metreyi bulmakta, en az olduğu zamanlarda ise 2 m. dolayında günlük su gel-gitleri olmaktadır. Bu gel-gitler nedeni ile de midyeler için gerekli olan planktonların hareketi çok fazla olmaktadır. Aiguillon'da denizin derinliği kıyıdan 10 km. uzaklıklara kadar 10 ın. derinliğe ancak ulaşmaktadır. Yetiştiricilik yapılan yerler ise suyun çekilmesi olaylarının vuku bulduğu kıyı boyunda uygulanmaktadır.


Bu bölgede deniz suyu sıcaklıkları yıl içinde 8 ile 20°C arasında değişmektedir. Fakat bazı aylarda 24°C'ye kadar ulaştığı da görülmektedir. Tuzluluk ise %0 3.2-3.5 arasında değişmektedir. Bazı yıllarda ise çok aşırı yağmur yağışlarından sonra tuzluluğun sıfıra kadar düştüğü saptanmıştır.


Midyelerin tutunmaları için çakılmış bulunan kazıkların içerisini oyarak çürümelerine neden olan kurtlarda önemli zararlılardan sayılmaktadır (Teredo navalis). Bu kurtlara karşı dayanıklı olan bazı ekvator orijinli ağaçlar varsa da pahalı gelmektedir.


Midyeler için zararlı sayılabilecek bir canlı da midyeleri öldürmemekle beraber kabukların üzerine tutunarak temizlemede ve pazarlamada problemler yaratan kalkerimsi yapılı Balanustürleridir. Yetiştiriciler pazarlamadan önce kalkerimsi iz bırakan bu canlıları midyeler üzerinden iyice temizleme zorunluğundadırlar. Eğer fazla miktarda iz bırakmış iseler tüketiciler bu tür midyeleri satın almak istemezler.


Bazı polipler (Tubularia sp.) actinia'lar da çok fazla sayıda çoğaldıklarında midye yavruları istenen oranda kazıklara tutunamamakta bunlardan bazıları da işçilerin ciltlerinde yaralanmalara sebep olabilmektedir.


Çok küçük bir yengeç türü de iç kabuğuna yerleşerek (Pinnotheres sp.)midye tarafından toplanan gıdaların bir kısmına ortak olarak bir parazit gibi yaşamını sürdürmektedir. Copepodlar’dan Mytillicola intestinalis de önemli ve tehlikeli kabul edilen parazitlerden bir tanesidir. Bu parazitin bol bulunduğu yerlerde midyelerde gelişme sürati oldukça azalır. Sallar ve Şamandıralar Üzerinde Yetiştirme Genelolarak İspanya'da oluşmuş ve daha çok bu ülkede uygulanan bir yetiştiricilik yöntemidir. Günümüzde ise pek çok ülkede uygulanan bir yöntem haline gelmiştir. Yetiştirmede teknolojinin gelişmesi sonucu ülkemizde de ele alınması önerilebilecek bir yöntem olarak önem kazanmaktadır.


Diğer tüm yetiştiriciliklerde olduğu gibi midyelerin larval gelişmesi serbest olarak denizde olur ve bunların sallardan sarkıtılan materyale tutunmaları ile yetiştiricilik başlar. Birçok yetiştiriciliklerde ise bu serbest olarak yüzen larvalardan taşlara tutunmuş ve belirli bir boya ulaşmış olanlarının toplanması ile yetiştiricilik ele alınır. Taşlar üzerine tutunmuş olan yavruların toplanması genellikle elle yapılır. Sallardan sarkıtılan halatlar üzerine tutunan ve biraz büyüyen yavrular ise bu halatlardan alınarak biraz sonra açıklayacağımız yöntemler ile gelişmeleri için tekrar halatlar veya ağ torbalar ile suya sarkıtılırlar.


İspanya'da midye yetiştiriciliği ilk kez Fransa'da yapıldığı gibi kazıklar üzerinde başlamıştır. Fakat bu yöntem ile pek iyi verim alınamamıştır. Daha sonra 1946 yılında Japonya'daki sallar üzerinde sarkıtılan malzeme ile istiridye yetiştiriciliğinden esinlenerek sallar üzerinde midye yetiştiriciliği çalışmalarına girişilmiştir. O yıllardan itibaren süratle gelişen bu yöntem ve midye yetiştiriciliği ile birlikte günümüzde 150.000 tona yaklaşan üretim düzeylerine ulaşılmıştır. Venezuella'da aynı yöntemin kullanılması üzerinde de çalışmalar yapılmış ve çok olumlu sonuçlara ulaşılmıştır. 

Bu ülkede yetiştiriciliği ele alınan Perna perna türü midyelerin yetiştirilebilmesi için İspanya'dan giden teknik elemanlar yardımcı olmuşlardır. İlk kez 7x7 m, ebatlı bir sal üzerinde yapılan çalışma çok olumlu sonuç vermiş fakat 120 saldan oluşan ve bambu kamışlarından yapılmış olan salların iyi dayanmaması sonucu ilk geniş çapta üretim girişimi pek başarılı olamamıştır. Fakat daha sonraları başarıya ulaşılmıştır. Yine İspanya'daki yetiştirme çalışmalarından örnek alınarak Norveç'te de midye yetiştirme çalışmalarına girişilmiştir. İlk önceleri toplama amacı ile sallara asılan materyalin zayıf olması ve ağırlaşınca kopması sonucu pek başarılı sonuçlar alınamamıştır. Daha sonra bazı yerlerde ilkbaharda tutunup sonbaharda 30 mm. boya ulaşan yavruların toplanması ve bunların. ağ torbalara konularak sallar üzerinden sarkıtılması yolu ile olumlu sonuçlara ulaşılmıştır. Bu ülkede kullanılan ağ torbalar polipropilen den yapılmıştır. Bu torbaların esneme özelliği vardır, çapı 3 cm. 'dir. Ağ gözleri ise 6,5 x 12 mm. Olarak yapılmıştır. Doğadan toplanan 25-30 mm. uzunluktaki midye yavruları üst üste torba içerisine konulmakta ve midye büyüdükçe ağ da açıldığından bir sakınca doğmamaktadır. Burada kullanılan ağ torbaları Fransa'da kazıklar üzerine midye sarmak için kullanılan ağ torbalar ile karıştırmamak gerekmektedir. Çünkü Fransa'da kullanılan torbalara konulan midyeler zamanla kazığa tutunduklarından ağ torba zamanla çürümekte ve gelişen midyeleri tutma durumundan çıkmaktadır. Burada Norveç'te kullanılan ağ torbalar ise çok sağlam ve midye büyüse bile onları taşıma zorunluluğunda olan bir ağdır. Bu yöntem ile 30 mm. olarak torbalara konulan midyelerin ikinci yaz sonunda satılabilecek boy olan 50-75 mm. boya ulaştıkları bildirilmektedir.


Sal üzerinde yetiştirme

Sal yönteminin en başarılı olarak ele alındığı İspanya'nın Galicia bölgesi plankton bakımından çok zengin bulunmaktadır. Sal yönteminin Hollanda'da uygulanan dipte yetiştirme yöntemi ve Fransa'da uygulanan kazıklar üzerinde yetiştirme yönteminden çok önemli bir avantajı bulunmaktadır. Bu iki yöntemde de yetiştiricilik gel-git olaylarının yüksek olduğu ve günün belirli bir saatinde suların çekilmesi nedeni ile midyelerin bir süre açıkta kalma zorunluluğu vardır. Bu durumda midyeler bu süre içerisinde yem alamazlar. Sal yönteminde ise midyeler devamlı surette su içerisinde kalırlar. Bu nedenle midyelerin yaşam koşulları ve yem toplama süreleri daha fazla olmaktadır. Sonuçta rnidyelerin gelişmeleri daha süratli olur. Sallardan uzatılan halatların bu nedenle sık sık kontrol edilmesi gerekir. Çünkü devamlı su altında kalan ve dışarıdan gözle pek görülemeyen halatlar eğer taşıyabilecekleri yükten daha fazla ağırlığa süratli gelişme nedeni ile maruz kalırlar ise kopabilirler. Belirli bir ağırlığa ulaşan halatlar hemen alınır ve üzerindeki midyeler tekrar daha uzun ve sağlam halata bağlanarak suya sarkıtılır. Eğer pazarlanacak çağa ulaşmış olanlar var ise ayrılır ve pazara sevk edilir. Bazı üretim yerlerinde üstün kalite düzeyine ulaşabilmek için pazarlanacak boya ulaşmış midyeler deniz suyunun çok temiz olduğu bölgelere alınır ve buralarda bir süre bekletilirler. Bu süre içerisinde midye ortamda plankton noksanlığı nedeni ile sindirim sistemini iyice boşaltmış olur. Bu şekilde elde edilen midyeler özellikle çiğ olarak tüketilen pazarlarda yüksek fiyat bulurlar.

Sal yönteminin başarı ile uygulandığı İspanya'nın Galicia bölgesinde ortam koşulları;


Yavru midyelerin ağ torbalara doldurulması

Deniz derinliği genellikle 20 m. dolayındadır. Orta kısımda ise kanal derinliği en derin yerde 60 m.'yeulaşmaktadır. Deniz dibi çoğunlukla çamurlu millidir. Bu durum bir nehrin getirdiği artıklardan olmaktadır. Sahil bölgeleri ise çoğunlukla granit kayalıklar ile kaplı bulunmaktadır. Hava sıcaklığı kış aylarında 8°C yaz aylarında ise 20°C dolaylarındadır. Yıllık yağış 1.500 mm. olup, genellikle yağışlar kış aylarına rastlamaktadır. Bölgede gel-git olaylarında denizin alçalıp yükselmesi en fazla olduğu zamanlarda 3,5 m.,en az olduğu zamanlarda ise 1,1 m. dolaylarındadır. Bu değerler bazen rüzgarında etkisi ile 0,4 m. dolaylarında azalıp çoğalabilmektedir. Suda akıntı sürati ise çoğunlukla 50 cmlsaniye olup, zamana göre 5 ile 91 cm/saniye arasında değişmektedir. LO ile 30 m. derinliklerde ise suyun akıntısı daha azdır ve 20 cm/saniye dolaylarındadır.


Okyanusta dalga yüksekliği genelolarak fazladır ve zaman zaman 10 m.yi bulabilir. Fakat yetiştiriciliğin ele alındığı koya gelinceye kadar dalgalar küçülmekte ve körfez içi dalga yüksekliği en kötü havalarda bile 1 m.'yi aşmamaktadır.


Deniz suyu sıcaklığı ise l30e ile 23°e arasında değişmektedir. Denizin tuzluluğu çoğunlukla %3,6'dır. Fakat yağışlara göre bu oran bazen azalmaktadır. Bölge oldukça temiz bir suya sahiptir. Su planktonca çok zengindir. Mineral maddelerce suyun zengin olması fito ve zooplanktonların üremesi için çok yararlı bir ortam oluşturmaktadır. Fitoplankton varlığı 10-15 harvey unit/litre olduğu bildirilmektedir. Bazı bölgelerde plankton Soğunluğunun 40 h. ü/lt. ulaştığı en yüksek olarak ise 9 h. ü/lt. oranına ulaştığı bildirilmiştir. Bir harveyünit biriminin ölçüsü bir litre deniz suyu içindeki diatomda 1,30 mg. azot miktarı ve ya bir litre su içerisindeki dinoflegellatlarda saptanan 2,5 mg. azot miktarıdır. Yavru toplamada ikinci yol daha önce söz konusu edildiği gibi sallardan sarkıtılan halatlar vasıtası ile olur. Bu halatlar çeşitli materyalden yapılabilir. Halat üzerinde ne kadar ipliksi bir yapı olur ise midyelerin tutunması o kadar kolayolur. Daha çok halfa otundan(Stipia sp.) yapılmış halatlar kullanılmaktadır. Bu halatlar salın alt kısmına sala paralel olarak gerilirler. Bu halatların uç kısımlarına bir ağırlık bağlayarak dikine konulması da yapılan uygulamalardandır. Konulan ağırlık 3 kg. dolayındadır. Böylece akıntıda sarkıtılan halatların birbirlerine dolaşmaması ve dik durmaları sağlanmış olur. Halatların suya sarkıtılma zamanı Aralık-Ocak aylarındadır. Bu halatlara midyelerin tutunması ise Şubat-Mart aylarında olur. Buradan da anlaşılacağı gibi halatların midyelerin tutunacaklarının tahmin edildiği zamandan bir iki ay önce suya sarkıtılması gerekmektedir.


Kayalık yerlere midyelerin sonbaharda yoğun olarak tutundukları görülmekle beraber sallardan sarkıtılan halatlara midyelerin sonbaharda tutunmaları her nedense az miktarda olmaktadır ve en iyi netice halatlar üzerinde ilkbaharda alınmaktadır.
Son yıllarda şamandıralar üzerinde yetiştirme yöntemlerinde çok önemli gelişmeler olmuştur. Bu çalışmalar tamamiyle makinalar ile yapılmaktadır. Şekilde görüleceği gibi ağ torbaların toplanması mekanik olarak yapılmaktadır



Yavru elde etmede üçüncü bir kaynak da salların alt kısımlarına tutunan midyeler olmaktadır. Özellikle salın tam suyla temas ettiği yerlerde fazla miktarda küçük boylu midyelerin bulunduğu görülür ve bunlar kolaylıkla elle toplanabilir.


Bazı yetiştirme yerlerinde de gelişmeleri için halatlarla denize sarkıtılan gelişkin midyeler üzerine de fazla miktarda küçük midyenin oluştuğu görülür. Bu midyeleri toplayarak diğer yeni halatlar kurarak denize sarkıtına uğraşıları verilir ise de bu zor bir işçilik gerektirdiğinden yetiştiriciler bu tür bir işlemi istemezler. Çünkü gelişmeleri için denize sarkıttıkları midyeler üzerindeki küçük yavruları toplamak oldukça zaman alıcıdır
ve zaman kaybettirir.


Toplanan Yavruların Sallara Yerleştirilmesi Sistemi


Toplanan yavruların aynı gün zaman geçirilmeden gelişmeleri için konulacak yere yerleştirilmeleri en önemli konulardan bir tanesidir.


Yavruların gelişmeleri için tutturulacakları halatlar çeşitli materyalden yapılabilir. Genel olarak kullanılan halatlar halfa otundan yapılmaktadır. Fakat bu halatların çok sağlam olmaması nedeni ile son yıllarda terk edilmeye başlanılmıştır. Kullanma ömrü az olan bu halatların sağlamlaştınlması için naylon iplikler ile takviyesi ise maliyeti arttırmaktadır. Bazı yerlerde bu bitkiden yapılan halatların katrana batırıldıktan sonra kullanılması uygulanmakta ise de bu işlem oldukça güç ve ortamı kirletici olmaktadır. Şu halatların kullanma ömrü üç yılı geçmemektedir. Son yıllarda eski trol ağlarını keserek yapılan halatlar kullanılmaya başlanılmıştır, oldukça sağlam olan bu halatların kullanılması çok olumlu sonuç vermekte ve bu halatlar uzun ömürlü olmaktadır. Yedi seneye kadar kullanılabilen bu tür halatlara istem çok fazla olduğundan bu işeyarayışlı eski trol bulma sıkıntısı vardır. Ülkemizde de ele alınabilecek yetiştiricilik uğraşıları için bu kaynağın akılda tutulması yararlı olacaktır. Eski ağlardan halat yapılması için önce eski ağ uzun şeritler halinde kesilmekte sonra bunlardan dört tanesi bükülerek halat elde edilmektedir. Kimi yetiştiriciler eski araba lastiklerini keserek elde ettikleri uzun halat gibi malzemeleri de kullanmaktadırlar. Bu amaçla son yıllarda kullanımı artan bir madde de sentetik maddelerden özel olarak yapılmış halatlardır. Bu tür materyalden yapılan halatların ilk satın alım fiyatı yüksek olmakla beraber hem kullanışlı olmakta hem de çok uzun süre kullanılabilmektedir. Ayrıca bu tür halatların her zaman her yerde temin edilebilmeleri de bir kolaylık olmaktadır

Kullanılan. halatların uzunluğu yetiştiricilik yapılan yere bağlı olarak 6 ile 9 ın. arasında olabilmektedir. Temelolarak sala bağlanan halatların hiçbir zaman deniz dibi ile temas etmemesi lazımdır. Bazı çalışmalarda bu uzunlukların iki katına yakın hal at uzunlukları ile çalışılması denenmiştir. Fakat ağırlığın çok artması 8-10 m.'den daha uzun halatların kullanılmasını uygun kılma-
maktadır. Bu halatların her iki ucuna da birer ilmek yapılır. Bir ucundan sa la bağlanan halatın diğer ucuna ağırlık konulur.


Midye üretiminde şamandıralar üzerine halat bırakan ve toplayan makinalar

Halatların midye yerleştirilmeden önce 40 cm. aralıklar ile hal at aralarına çubuklar konulur. Bu çubukların kalınlığı 1.5 x 1.5 cm.,uzunluğu ise 25 cm. dolaylarındadır. Bu çubuklar çok fırtınalı havalarda halat üzerinde gelişmiş olan midyelerin sallanarak kopmalarına veya ağırlaşmaları nedeni ile birbiri üzerine bineceklerinden midyelerin aşağıya doğru kayarak ziyan olmalarını önler. Ayrıca hasat sırasında ağırlığın yaklaşık 50-60 kg.'a ulaşan bir halatı kolayca sala alınmasında bu çubukları tutarak yukarı almak çok büyük kolaylık sağlar. Midyelerin hal at üzerine tutturulmasında bir çeşit banttan yararlanılır. Bu bant özelolarak yapılır ve İspanyolca Techido da malla ismi ile piyasada satılır. Bu ince bant ile midyeler halat üzerine dolanarak tutturulur. Bu işlem için önce halat iki yer arasında yerden takriben 1,15 cm. yükseklikte gerilir. İpin alt kısmında hareket eden biraz yüksekçe arabanın içi halata tutturulacak midye ile doldurulmuştur. İşçi bir eline bandı almıştır. Bir eli ile midyeleri arabadan ala- rak halata yanaştırır diğer eli ile de bandı döndürür. Bu işe alışmişbir işçi 6-7 dakikada bir halatı yavru midye ile donatır. Bir halata konulan yavru miktarı kullanılan yavru midyelerin boyuna bağlı olmakla birlikte bir metre halat uzunluğuna 1-1,5 kg. dolaylarındadır. Halatların Sallar Üzerine Bağlanması: Midyeler halatlar üzerine tutturulduktan sonra yapılması gereken en önemli iş bu halatların zarar ve ziyan verilmeden sallar üzerine asılmasıdır. Bu işlemin aynı gün yapılması en iyisidir. Midye yavruların halatlara tutturduktan sonra bu halatları bekletmek doğru değildir. İspanya'da bu halatlar 10-12 ın. boyunda olan sandallar ile salların bulunduğu yerlere nakledilir. Halatın uç kısmında yapılan bir ilmik halatın sala asılmasını sağlar. Bu ilmik halatın her iki ucunda da bulunur. Böylece gerektiğinde halat tersine de asılabilir. Böylece midyelerin dengeli bir şekilde gelişmesi sağlanabilir. Bir sal üzerine bazen 1.000 adet halat bağlandığı olur. Fakat genellikle bir sala bağlanan halat sayısı 600-700 civarında olur. Bu amaçla kulanılan salların boyutları da genellikle 18 x 18 m. veya 20 x 20 m. dolaylarında olmaktadır. Sallar üzerine asılan halatlar üzerindeki midyelerin birbirleri ile temas etmemesi ve kötü havalarda dolanarak karışmamaları için 1 m2'ye 2 ile 3 arasında halat bağlanır. Bir sal üzerinde her boy midyenin var olduğu halatlar bulundurulur. Böylece bir salın daimi olarak verim vermesi sağlanır. Diğer bir ifade ile salın bir köşesinde midyeler daha gelişmelerine 5-6 ay süre var iken, diğer bir grubun pazarlama ağılığına ulaşmış olması istenilir. Böylece bir tarafta midyeler gelişir iken diğer taraftan pazarlanacak midyeler hasat edilir. Hasat edilenlerin yerine yeni yavrulu halatlar asılır. Böylece yıl boyu saldan verim elde edilmiş olur. Özellikle aile işletmesi tipindeki sal sistemlerinde bu önemli bir konudur. Ayrıca saldaki midyelerin aynı anda pazarlanacak boya erişmesi salın ağırlaşmasına dolayısı ile batma veya çabuk eskime durumuna gelme ihtimalini arttıracaktır. Halbuki ekonomi açısından salın uzun yıllar dayanması ve kullanılması üzerine az yük binmesi ile sağlanabilecektir veya sal tarafından taşınan yükün az olması salın ömrünü uzatacaktır


Midye üretim çalışmalarında mekanizasyon resimleri




Akdeniz Midyesi (Mytilus galloprovincialis)


Akdeniz Midyesi (Mytilus galloprovincialis)





Akdeniz Midyesi (Mytilus galloprovincialis)



Denizel bir tür olan midye, insanoğlunun denizleri kaynak olarak kullanmaya başladığı zamanlardan bu yana önemli bir gıdadır. Tropik bölgelerden Kutup bölgelerine kadar bir çok bölgede bulunmaktadır. Ülkemizde ise ekonomik önemi ve yetiştiriciliği açısından önemli olan tür Kara midye olarak da bilinen Akdeniz midyesidir (Mytilus galloprovincialis Lam. 1819). Taksonomide hayvanlar aleminde Mollusca (Yumuşakçalar) bölümünde Bivalve yani çift kabuklular sınıfından Mytilidae familyasına ait bir türdür. Bu tür başta Karadeniz, İstanbul Boğazı, Marmara Denizi ve İzmir bölgelerinde olmak üzere ülkemiz karasularında bol miktarda bulunmaktadır. Sığ sulardan derin sulara özellikle sert zeminlere, kayalara bisus iplikleri sayesinde tutulu halde yaşayan midyeler genellikle toplama yoluyla elde edilirken günümüzde toplayıcılığın yanı sıra yetiştiriciliği gelişmiş ve kolaylıkla pazarlanabilir hale gelmiştir.

Midye Yetiştiriciliği

Besleyici değeri açısından %10 civarında protein, %1.3 yağ, %80 su ve mineral içeriğiyle önemli bir gıda olarak bir çok Avrupa ülkesinde artan tüketimi denizlerdeki stokları yetersiz kılmıştır. Ülkemizde ise tüketim alışkanlığı pek gelişmemiş olmasına rağmen yinede sevilerek tüketilen bir besin olarak restaurantlarda veya tepsilerde yerini almaktadır. Stoklardan toplanan midyenin yanı sıra yetiştiricilik için çeşitli yöntemler kullanılmaya başlanmıştır.

Midye yetiştiriciliği yöntemi ve bölgesi seçilirken tuzluluk, pH, yıllık su sıcaklığı değişimleri gibi parametrelerin iyi bilinmesi gerekmektedir. Optimum büyüme için 9-7 pH, % 0.20 tuzluluk ve 14 °C su sıcaklığı uygun bir koşul olup daha yüksek sıcaklık ve tuzluluklarda da büyüme devam eder fakat yavaşlar. % 0.40 tuzluluk ve 28 0C ‘de büyüme durur. Ayrıca midyeler suyu süzerek beslenen canlılar olduğu için yetiştiriciliğin yapılacağı bölgede yeterli akıntının olması suyun temizlenmesi için gereklidir ve su içerisinde yeterince besleyici fitoplanktonların bulunması gerekir.







Midye yetiştiriciliği yapılacak olan bölgenin endüstri bölgesi olmamasına, ötrofikasyon ve toksik etkisi olan alg çoğalmalarının olmadığı bölgeler seçilmelidir  Sanayi bölgelerine veya şehir atıklarına yakın bölgelerde toplanan midyelerde ağır metal içeriği fazla olduğu saptanmıştır, ağır metaller insan sağlığı için olumsuz etkilere sahip olduğu için midye yetiştiriciliği bu bölgelerden uzakta yapılmalıdır 


Yetiştiricilik Yöntemleri

Dip bölgede dip kültürü yöntemi kullanılırken, orta su ve yüzeyde kazık, raf, sal ve halatlar kullanılarak yapılan yetiştiricilik yöntemleri kullanılmaktadır. Bu yöntemlerde gerekli olan ise yavrular belirli zamanlarda kollektör (toplayıcı) materyal kullanılarak stoklardan alınması gerekmektedir.


Dip kültürü yönteminde yoğun stoklardan alınan yavru midyeler daha uygun koşullarda, planktonca zengin, fırtına, akıntı ve dalgaların etkisinin olmadığı sığ sulara taşınarak büyümesi beklenir. Belirli bir büyüme sonrası daha derin sulara dreçlerle taşınarak Pazar boylarına ulaşması beklenir.
Sal kültürü; Strafor, fiberglas, tahta v.b materyallerin deniz yüzeyine bırakılır ve dip zemine bırakılan bir betona bağlanarak sabitlenir. Sallara deniz dibine değmeyecek kadar uzunlukta halatlar asılır böylelikle deniz dibindeki midyelerle beslenen canlılar uzak tutulur. Toplanan yavru midyelerin halatlara bisus iplikleri ile tutunması sağlanır ve pazar boyuna gelmesi beklenir.
Halat kültürü; Deniz yüzeyinde yatay olarak uzanan halat beden olarak kullanılır ve bu halata belirli aralıklarla yüzdürücüler bağlanır. Yatay olan bedene dik olarak yine belirli aralık ve uzunluklarda dikey halatlar yerleştirilir. Gerektiğinde seyreltme işlemleri uygulanarak pazar boyuna ulaşana kadar yetiştiricilik devam eder. Bu yöntem kış şartlarına karşı çok dayanıklıdır ve yaygın bir kullanıma sahiptir.
Kazık(sırık) kültürü; Bu yöntemde üreticiye göre değişen aralıkta ve uzunluklarda su içerisinde çürümeye karşı dayanıklı olan ağaç materyalden hazırlanmış sırıklar deniz dibine dik olarak çakılır. Toplanan yavru midyeler bu sırıklara tutturularak yetiştiricilik yapılmaktadır.

Onur KASAP