19 Mart 2017 Pazar

Solucan Gübresi

Son yıllarda tarım, insan sağlığını olumsuz yönde tehdit eden riskli bir duruma gelmiştir. Tarımın bilinçli yapılmaması,  gelişi güzel sanayileşme, kentleşmenin planlı olmaması, tarım arazilerinin yok edilmesi vb. sorunlardan dolayı çevre dengesi bozulmaktadır.  Dünyada ve ülkemizde her geçen gün çevre dengesi insanların bilinçsiz hareket etmesinden dolayı bozulmaktadır. Tarım arazileri amacının dışında kullanıma sunulmaktadır. Önemli miktarda toprak kayıpları olmaktadır. Mevcutta olan bahçeler, üretim yerleri,  kontrolsüz, yanlış tarım uygulamaları sonucu zaman içinde yok olmaktadır. Tarım alanlarını kaybederken  ormanlar ve mer’aları da kaybetmekteyiz.  Son zamanlarda bu durumun farkında olan üreticiler, tarımsal kuruluşlar doğal dengeyi korumak adına entegre mücadele yada alternatif tarıma yönelmiştir.

Tarımsal üretimde tarım ilaçlarının, besleme ürünlerinin bilinçsiz, yanlış kullanımı sonucu toprak yapısının bozulup dengesizleştiği görülmektedir. Toprak yapısında fauna ve flora dengesinin bozulması üreticilerde alternatif tarımsal üretim modellerinin, farklı uygulamaların arayışlarını ortaya çıkartmaktadır. Bilgilenen ve bilinçlenen üreticiler öncelikle yediği ürünlerin üretiminden tüketimine kadar tüm süreçleri takip etmeye başlamıştır. Bu dönüşüm üreticileri  kontrollü, bilinçli tarıma, toprağın fauna ve florasını düşünerek üretim yapmaya yöneltmiştir. Suni gübre ve pestisit kullanımına alternatif ürünlerin gelişmesi için toprağın yapısının iyileştirme, yenileme, doğal dengeyi korumak adına  solucan gübresi  alternatif olarak kullanılmaktadır. Solucanların organik atıkları dönüştürerek toprağın bitki besin maddeleri açısından  zenginleştirme özelliklerinden dolayı tarımsal üretimde alternatif olarak kullanıma yöneltilmiştir. Doğa da organik atıkların geri dönüşümünü sağlayacak birçok organizma bulunmaktadır. Bunların en önemlilerinden birisi de solucandır. Solucanlar çok eski yıllardan   beri gündemde kalmıştır ve günümüzde toprak yapısını iyileştirme yönünden değerini yeniden ortaya çıkartmıştır.
Solucan gübresi içeriğinde makro ve mikro elementleri  önemli ölçüde ihtiva etmektedir. Ayrıca bu elementlerin dışında  gübre içerisinde  azotobakter, fosfat bakterileri ve  mikorizal mantarlar bulunmaktadır.  Bu organizmalar havadaki azotu fiske ederek nitrat ve ardından  nitrite dönüştürerek toprağa ve yaprağa belli ölçüde azot kazandırmaktadır. Fosfat bakterileri, toprakta bulunan fosfatı  belli ölçüde bitkinin istifade etmesini sağlamaktadır. Mikorizal mantarlar;  bitki kökleri ile karşılıklı olumlu etkileşim halinde yaşayan, bitkiden organik madde alarak beslenen canlılar köklerin yüzey alanını genişleterek bitkinin daha fazla besinden yararlanmasını sağlar.
Solucan gübresi sıvı olarak da  kullanılmaktadır. Sölom sıvısı olarak belirlenen  sıvı içerisinde sitolik, mitojenik, proteolik, antibakteriyel olarak 40 dan fazla  madde saptanmıştır. Katı solucan gübresi kadar sıvı solucan gübresi bitkiler açısından çok önemlidir.
Sonuç olarak; Solucan gübresinin tarımsal alanlarda kullanımı ve  pozitif reaksiyonları yapılan araştırmalarda  kanıtlanmıştır.  Tarım alanlarında  yetiştirilen bitkilerin hastalık ve zararlılara karşı daha dirençli olduğu,  bitkilerde verim artışı sağlandığı, toprak yapısında iyileşme, yenilenme  olduğu gözlenmektedir.  Doğa dostu olduğu için toprağın kalitesini arttırdığı için solucan gübresi kullanımı bu yönde önem kazanmaktadır.

Seçil Atbin AYDOĞDU/Ziraat Mühendisi

İhsaniye Köyü Sulama Havuzunun Yapım Hikayesi

Su hayattır, candır.. Gözle görülen, görülmeyen her yaşayan varlığın suya ihtiyacı vardır. Yaşamın vazgeçilmezidir. Her canlı için çok büyük önem taşımasına rağmen, suyun çiftçi için bir başka önemi vardır.  Onun için tarih boyunca hep suya ulaşmayı, yaşadığı ve tarım yaptığı yere suyu taşımayı hedeflemiştir.
Teknoloji, damlama sistemleri gelişti ve artık yamaç, dik araziler bile çiftçinin ilgi alanına girdi. Oraları düzeltti, tarla haline getirdi, üretim yapıyor. Düz arazilere binalar dikildiği, fabrikalar kurulduğu ve birazda mecbur kaldığı için bunu yapıyor.
Peki tarla haline getirdiği arazilerini nasıl suluyor. Anlatalım… Hem de somutlaştırarak anlatalım.. Resimde görülen havuz, İhsaniye Köyü çiftçileri tarafından yapılan bir tarımsal sulama havuzunun kazı-dolgu görünümüdür.  
6360 Sayılı Büyükşehir Yasası ile Büyükşehir Sınırlarının genişletildiğini, bu sınırlar içerisinde kalan köylerin de Büyükşehir’lerin mahallesi haline getirildiğini bir süre önce anlatmıştık. İhsaniye köyü de, bu değişiklikten etkilenen pek çok  köyden birisi.. İhsaniye köyüne de hizmet Köye Yönelik Hizmetler Genel Müdürlüğü tarafından götürülürdü. Sonra bu birimler kapatıldı ve tüm makine, tesis ve personeli ile birlikte Valiliklere bağlı Özel İdare Müdürlüklerine devir edildi. Köylüler bu değişikliğe uyum sağlamaya çalışırken, bu defada Özel İdare Müdürlükleri tüm varlıkları ile birlikte Büyükşehir Belediyelerine devir edildi.
İhsaniye köyü, muhtarı ve köylüleri de, tarlalarına, bahçelerine su getirebilmek için yıllarca görüşmedik birim, müdür, amir bırakmadılar. Son olarak Büyükşehir Belediyesine başvurdularsa da arazilerini sulayacak suyu getirtemediler. Aylarca, yıllarca ağaçlarına verebilecek bir damla su için mücadele ettiler.
Ta ki; İhsaniye Köyünün başarılı muhtarı Rıza YILDIZ ile 79 Sayılı Evci Tarım Kredi Kooperatifinin aktif müdürü Ömer CENGİZ’İN işbirliği yapmasına kadar. Görüşmeler sonucunda, tüm köyün ihtiyacını karşılayacak bir sulama havuzunu, hem de kendi kaynakları ile ve borçlanarak yapma fikri gelişir. Günlerce süren toplantılardan sonra, sulanacak alanlar belirlenir, çiftçi bir araya getirilir, destekleri alınır. Orman Genel Müdürlüğünden yer temini yapılır, gerekli izinler alınır ve Evci Tarım Kredi Kooperatifinin işbirliği ile havuz yapımına başlanır.
Yapılacak havuz membran türü bir havuzdur. 10 Bin Tonluktur. 40 x 60 x 4.5 ebadındadır. 2 bin dönümlük bir alanı sulayacaktır. Havuz yapımı için 90 çiftçinin iştiraki  sağlanmıştır. Havuzun kapasitesini genişletme ve sulanacak alanı üçbinbeşyüz dönüme çıkartma imkanı bulunmaktadır. Yapılacak havuz iki hattan beslenecek şekilde ve çiftçinin ihtiyacını her türlü karşılayacak şekilde planlanır.  Havuzun kazı, dolgu, trafo, dağıtım ve diğer üniteleri ile birlikte yapım maliyeti 800 Milyar TL.dir. Tarım Kredi Kooperatiflerine ait Tarım Kredi Plastik ve Damlama Sulama Sanayi A.Ş. malzeme destek ve öncülüğü ile işin yapımına başlanır.
Bu işle birlikte Evci Tarım Kredi Kooperatifinin 900 Milyar TL olan hedef bütçesi 1.750.000.-TL.ye ulaşır. Havuzdan yararlanacak çiftçilere 4 yıl vadeli ve sıfır faizli kredi verilir, çiftçi borçlandırılır.
Çiftçi borçlanmıştır ama mutludur. Dört yıl boyunca borç ödeyecektir ama tarlasını sulayacak suyu bulmuştur. Ciftçi-kooperatif işbirliğinin en güzel örneği sergilenmiş ve bir ilk gerçekleştirilmiştir. Çiftçi kendi imkanları ile kooperatif işbirliği ile suya kavuşmuştur.
Bunu ne için anlattık. Mükemmel bir işbirliği ile ortaya çıkan bir başarı öyküsü gizli kalmasına gönlümüz razı olmadı. Hem de düz tarım arazilerini betonlaştıranlar suya kavuşmanın ne demek olduğunu belki anlar diye umut ettik.

Tarımda Bazaltik Pomza Kullanılması


Bazen, doğanın, jeolojinin insanlığa bıraktığı miras keşfetmek, yararlarını fark etmek çok uzun yıllar alabilir. Bu miras yanıbaşımızda durur da, ne işe yaradığını yada işimize yarayıp yaramadığını anlamayabiliriz.

İşte bunlardan birisi de “Bazaltik Pomza”dır.

Bazaltik Pomza bölgemizde bol miktarda var. 1 milyon tondan fazla rezervinin olduğu söyleniyor. Esasında volkanik lavların hızla soğuması sonrasında süngerimsi yapıda oluşan, bol gözenekli, demir ve magnezyumca zengin bir element olduğu belirtiliyor. İşin uzmanları fiziksel ve kimyasal özellikleri nedeniyle tarımsal kullanımda sayısız yararlarının olabileceğini ifade ediyorlar.
Son yıllarda tarımda kullanılan yoğun gübreleme, ilaçlama, sulama ve üretim nedeniyle toprağın kirlendiği, yorulduğu ve bir takım bulaşıcı hastalıkların etkisi altında kaldığı da bir gerçek. Bu nedenle çiftçi yorulan, kirlenen topraklarını iyileştirmek, zararlılarını yok etmek ve doğal yollardan üretim artışı sağlamak için hep bir arayış içerisinde.. Bunun için değişik formüller deniyor. Toprağın organik yada mineral eksikliğini bir yolla iyileştirmeye çalışıyor.
Sizler için biraz araştırdık.

Uzmanlar “bazaltik pomza” için diyor ki;

İçerisinde bulunan demir, çinko, potasyum, mangan, fosfor gibi minerallerin varlığı nedeniyle kimyasal gübre kullanımı azalır.
Toprağın yapısı ve dokusunu fiziksel olarak iyileştirir. Toprağa yumuşak ve kolay işlenebilir özellik kazandırır.
İçerdiği yüksek oranda minerallerin etkisiyle killi toprakları parçalayarak   yumuşak   ve geçirgen bir yapı oluşturur. Kumlu topraklarda ise kolloidal özelliğinin yapıştırıcı etkisiyle kum taneciklerini birbirine bağlayarak su tutma kapasitesini yükseltir.
Toprağın solunum ve su tutma kabiliyetini artırır. Toprağın nemli kalmasını sağlayarak bitkinin kuraklığa karşı direncini artırır. Bitkinin sıcaklık ve kuraklıktan dolayı strese girmesinin önler.

Bünyesindeki doğal mineraller ( %30-36 ) toprakta faydalı mikroorganizmaların çoğalmasına ve faaliyet yürütmesine ortam hazırlar. Elementin fiziksel yapısı sonucu ortaya çıkan enerji bitkinin kök bölgesindeki toprağı ılık tutar. Bitkinin soğuğa ve dona karşı direncini artırır. Bitkinin soğuktan dolayı strese girmesini önler. Meyvenin daha önce olgunlaşmasını sağlar.
Optimum bitki gelişimi için topraktaki gerekli doğal dengeyi düzenler. Kök bölgesinde  ideal PH dengesini (5,5-7),  ideal organik madde miktarının istenen düzeye gelmesi için  ( % 4-6 ) ortam hazırlar ve mikrobiyolojik aktiviteyi düzenler.
Bitkilerde iklim koşulları ve çevresel etkilerden dolayı (aşırı sıcaklık, kuraklık, soğuk, don rüzgar, toz, gürültü vb.) oluşan stresleri önler.
Tuzlu ve kireçli toprakların yüksek pH değerini düşürerek  ortamın toprak pH sını düzenler. Tuzu ve kireci tamponlayarak kök bölgesinden öteler.
Topraktaki kimyasal gübre  ve pestisit kalıntılarının yarattığı toksik kirliliği ve yüksek alkaliteyi düzenler. Süre içerisinde toprağı sağlıklı, güçlü ve mikroorganizma faaliyetleri için uygun bir ortam haline getirir.
Toprak yüzeyi üzerindeki hava hareketini sınırlamakla toprağın üst kısmından aşağı seviyelere doğru sıcaklık değerlerini düzenler.
Toprak yüzeyi üzerinde kabuklanmayı ve sızdırmazlığı azaltarak su süzülmesini  iyileştirir. Buharlaştırıcı su kayıplarını azaltarak toprak nemini korur.
Bitki gelişimi için yararlı mikroorganizmaların çoğalması ve aktiviteleri için uygun ortam ve enerji kaynağı sağlar.
Bazik topraklarda parçalanmaları sonucu içerdiği organik besin elementleri serbest kalarak bitki köklerince kolaylıkla özümlenirler. Toprak da azot yetersizliğini düzenler ve azot dan daha iyi yararlanılmasını sağlar.

Tüm bunlar bitkiye aroma, canlılık ve verim kazandırır.

İnternet üzerinden yaptığımız araştırmada, Adana’da bazaltik pomza’nın üretimini ve pazarlamasını yapan bir firma bulduk, malzemenin doğal ortamını ve üretim şeklini gördük ve sizler için konuştuk.
Üretim Sahalarının Osmaniye Tüysüz’de olduğunu, sahadan teslim almaları ve nakliye kendilerine ait olması kaydı ile tarım için üretilmiş  özel boy-dökme “bazaltik pomza’nın  tonunu 10.-TL.verebileceklerini, tonajlı talep halinde bu miktarın daha da düşebileceğini, paketli istenilmesi halinde, ambalaj ve doldurma maliyetlerinin fiyata ekleneceğini belirttiler.

Rakı Üretimi mercek altında

Madem üzümden yapılıyor ve doğal bir ürün öyleyse, Rakı da bizim ilgi alanımızdadır.

Tarihini inceledik. Tamamen bize ait. Her ne kadar yakın doğu, ortadoğu ve Yunanistan ve Bulgaristan’da içiliyorsa da rakı tamamen Osmanlı. Yüzyıllardır Anadolu’da üretiliyor.
1924 yılına kadar ülkemizde bandrol ödenerek özel sektör rakısı olarak şu rakılar satılmaktaydı : “A” Rakısı, Bahçe, Memur, Olgun, Bülbülce, Edremit, Sevim, Çamlıca, Mürefte, Sümer, Bilecik, Adalar, Efe, Elif, Keyif, Hanım, Zarakosta, Çavuş, Alem, Dem, Dimitroeopulo, Baküs, Stafilino, Bülbül, Sakız, Fertek, Ankara, Üzüm Kızı, Ruh, Jale, Filurya. Denizkızı, Erdek, Umurca rakıları gibi birbirinden farklı muhteşem tadlar. Anasonlusu, sakızlısı, meşe fıçılarda bekletilmişi, onlarca çeşit…
Ta ki 1924’lü yıllarda devletin demir eli bu sektörün üzerine inene kadar. O yılda rtakı üretimi yasaklanır. Rengarenk bir sektör tuzla buz edilir. Sosyal bir hayata, bir yaşam tarzına acayip bir müdahale başlar. Rakı üreticileri bir bir iflas eder. O güzelim işletmeler kapanır. Yılların markaları yok olup, gider. Gider ama, bu defa da gizli-kaçak üretim başlar. Evlerde, depolarda ilkel koşullarda üretilen rakı tehlike saçmaya başlar ve işin ciddiyeti anlaşılır.
Bunun üzerine 1944 yılında alkollü içecek üretimine yeniden izin verilir. Ancak üretim izni bundan sonra Tekel İdaresinin’dir. Artık rakıda tek üretici Tekel haline gelir. Ama ne üretim! Topu topu dört çeşit rakı, hepsi birbirinin aynısı. Ama öyle berbat ki, Tekel üzüm bulamadığından pancar küsbesinden alkol üretir. Anasonu da az olduğundan beyazlaşmayan su-alkol karışımı bir içecek elde edilir. Tüketici için artık içim teknikleri, masa adabı, rakı muhabbeti, fıkralar bitmiştir. İyi rakıyı anlayabilmek için şişe üzerindeki seri numarasından iyi rakı anlama teknikleri geliştirmiştir.
Biz rakıyı Tekel’den başkasının üretebileceğini bile düşünmezken, birden bire 2008 yılındaki özelleştirme furyasından Tekel de nasibini alır. Tüm malvarlıkları ile birlikte British American Tobacco firmasına satılır. Artık yeni tekel British American Tobacco firmasıdır. Önemsiz birkaç firma daha kurulsa dahi bir dünya devi ile rekabet edecek güçte değildirler. British American Tobacco firması ise aslen viski üreticisi bir firma olup, amacı rakı pazarına viskisi ile girebilmektir. Rakının adabı, kültürü, tadları onu çok da fazla ilgilendirmemektir.
Mevcut siyasal iktidarın ise bunların hiçbiri umurunda bile değildir. Aslında yasaklanması gereken rakıyı yasaklamakla oluşacak tepkiden çekindikleri için rakıdan aldıkları vergileri artırdıkça artırırlar. Fiyat ise içilemeyecek kadar yükselir.
Sonuç ise: 1924’lü yıllarda yaşanılanlar gibidir. Yine kaçak imalathaneler. Evlerde yapılan ilkel üretimler. Komşu ülkelerden giren kaçak rakılar. Kalitesizlik diz boyu. Ama fark etmesi gerekenler tehlikenin hala farkında değildirler.
Bu tekelci algı, kanunun uygulayıcılarının da davranışlarını etkilemiş. Evde şarap üretmek ile evde rakı üretmek, kanun uygulayıcısının gözünde farklı değerlendiriliyor. Evde şarap üretene bir şey söylenmezken, rakı üretene kaçakçı-ağır suçlu muamelesi yapılıyor; tüm malzemelerine el konuluyor.

Artık kendisi için rakı damıtana bile kaçakçı muamelesi yapan algı ortadan kalksın. British American Tobacco’nun tekeline son verilsin ve kaliteli üretim yapma iddiasında olanlara butik üretim izni verilirse milli içkimiz olan rakı üretiminde yeni tatlar ortaya çıkması kaçınılmaz olacaktır.. Bırakınız bu renkli dünya yeniden kendini bulsun.

Sandal Ağacı ve faydaları

Yerli floramızda bulunup da, ne işe dahi yaradığını bilmediğimiz, tanımadığımız ve ekonomimize kazandıramadığımız çok sayıda bitki varlığımız olduğu biliniyor.
Sandal Ağacı’da bunlardan birisidir.
Ülkemizde 800 metreye kadar olan, pek çok yerde görülmekle birlikte en çok Akdeniz Havzasında ve makilerde, kızılcam ormanlarında, kurak kayalık alanlarında doğal olarak yetişir. Toprak seçiciliği yoktur. Yılbaşına doğru kırmızı meyve vermesi nedeniyle yılbaşı çiçeği olarak da kullanılır. Kök yapısı çok derinlere gider.  Odun dokusu pürüzsüz, gövde yapısı karmaşıktır. Kereste değeri yoktur. Ancak issizdir. Bu nedenle ülkemizde bolca kesilip, şöminelerde kullanılır.
Dünya da yapılmış pek çok araştırmaya göre, insan sağlığı için faydalı materyaller içerdiği
 tespit edilmiştir. Çok kaliteli uçucu yağ ve en beğenilen, kaliteli odunsu erkek kokuları içerdiği bilinmektedir. Ancak ülkemizde Sandal Ağacı ile ilgili yapılmış, hemen hemen hiç bir çalışma yoktur.
Floramızda bolca bulunmasına rağmen bilmediğimiz ve yararlanamadığımız bu bitki aslında atalarımız tarafından çok iyi biliniyor, eski Türk yazıtlarında “Cıntan Iğaç” olarak bahsediliyor, özellikle cenaze merasimlerinde kullanılan koku, tütsü elde etmek için değerlendiriliyordu. Bu özellikleri nedeniyle Sandal Ağacı eski Türkler için her zaman önemli olmuş, kutsal olarak kabul edilmiştir. Sert yapısı nedeniyle, takunya yapımında kullanılmış, çadır direği olarak değerlendirilmiştir.
Sandal Ağacı, birden fazla gövde yapar ve dal ve gövdeleri eğridir. Gövde ve dallar kalınlaştıkça, tıpkı yılanın kabuk değiştirmesi gibi, gövde ve dal kabukları bir zar kalınlığında soyulur. İşte asıl ve değerli olan kiremit rengindeki, soyulmuş gövde zarları sandal ağacının en önemli materyalidir.

Gövde kabuğunun kırmızı olması, yapraklarının her zaman yeşil ve parlak olması, dallarındaki çizgisel karakterler ve hareketlilik, yarattığı görsellik ve yerden çok sayıda gövde çıkması nedeniyle önemli bir peyzaj malzemesi olmuştur.
Ayrıca dallarından ahşaptan, buhar distilasyonu yolu ile yağ elde edilir ve ince kıyılmış dalları tütsü olarak kullanılır ki; bu inanılmaz bir koku ve reha oluşturur . Ağaç yaşlandıkça yağ oranı artar, tıbbi malzeme değeri büyür.
Albenisi ve kiraza benzeyen kırmızı meyveleri ve sert gövdesi Çingeneler için göç yollarında her zaman çekici bir unsur olmuş, nerede bir sandal ağacı görseler, orada konaklamışlardır. Kırmızıyı severler, meyvesini yerlerdi.. İçeriğinde bulunan yağlardan ve kokulardan aşk iksirleri yaparlardı..
Sandal Ağacı işte budur.

Mavi Yengeç ve Silifke Dalyanı

Silifke Dalyanı

Uzun zamandır övgüler işitiyorduk da, görmemiştik Silifke Dalyanını.. Aracımızla bir süre bahçeler, tarlalar arasında asfalt yoldan gittikten sonra asfalt bitti ve toprak bir yola girdik.
Asfalt ile birlikte bahçe ve tarlalarda bitmiş, Göksu Deltasının koruma havzası başlamıştı. Su havzaları ve sağımızda solumuzda uçuşan farklı kuş sesleri arasında dalyan’a nasıl geldiğimizi fark edemedik.

Silifke Dalyanında bir mavi yengeç lokantası

Bir süre sonra tahta-prefabrik karışımı bir yapının önünde aracımızı park ettik. Salaş, basit malzemelerle yapılmış bir balık lokantası, hemen önünde bulunan kumların üzerine yerleştirilmiş tahta masa ve sandalyeler farklı nostaljik duygular yaratıyor.
Lokantanın hemen önünde ise tarif edilemez, anlatılamaz bir güzellik. Deniz karaya saplanmış ve önüne oluşturduğu set ile adeta denizin hemen kenarında bir göl oluşturmuş. Su içerinde bulunan çakıl taşlarını tek tek saymak mümkün. Suya giren ördeklerin yarattığı hafif dalga dışında dalyan da yaprak kımıldamıyor.
Balık lokantasının işletmecileri yengeç hizmeti veriyor ama, içki servisi yapmıyorlarmış. Ancak müşteri kendi içkisini getirirse de müşteriye karışmıyorlarmış. Gelenler böylesine olağanüstü bir atmosferde, muhteşem güzellik karşısında içkisizliğin mavi yengeç’e haksızlık olacağını düşünüyor ve  servisi gecikse bile iki kilometre geride bulunan köye kadar gidip, içkilerini alarak dalyan’a dönüyorlarmış.
Dalyan da doğal olarak yenecek  yiyecek mavi yengeç. Birde arzu edilirse yine dalyan’da yakalanan kefal ve yılan balığı servisi de mümkünmüş. Mavi yengeç dalyan’ın denizle buluştuğu bölümde oluşturulan tuzaklarda yakalanıyor ve servis ediliyormuş. Canlıyken mavi olmasına rağmen, pişince turuncuya yakın bir renk alıyormuş. Bacaklarında et bulundurması nedeniyle diğer yengeç türlerinden ayrılıyormuş.
Mavi yengeç yerken, tahta masaların altında bulunan kumların ve yukarıdaki güneşin etkisi, masadaki muhteşem lezzetlerle birleşince olağanüstü keyif hissi oluşuyor. Keyif, güneşin batışı ile birlikte farklı bir hal alıyor. Denizden esen hafif bir meltem, dalyan üzerinde oluşan yakamoz anlatılamaz duygular oluşturuyor. Bunu bedeninizde hissediyorsunuz.

Veda Vakti

Buraya gelirken, iyi bir servis beklemiyor, salaşlıktan hoşlanıyor, dalyan’ın yarattığı ambiyans ve mavi yengeç’in eşsiz lezzeti size yetiyorsa buradan daha güzel bir yer bulamazsınız.
Buradan ayrılırken, farklı duygular yaşıyoruz. Bir yandan bu güzelliği herkes görmeli diye düşünüyoruz, bir yanda da buraya gelen kişilerle birlikte buranın doğal güzelliği yok olacak endişesi taşıyoruz. Bir de mavi yengeç, kontrollü tutulmaz, dişiler tekrar dalyana salınmazsa, yakın gelecek onları da yok edecek gibi..

FENER BALIĞI

Fener balığının yaşam alanları

Fener balığı yada şeytan balığı olarak da bilinen ve tarih öncesinden kalan korkunç bir canavarmış gibi görünen Lophius sp, Lophiidae familyası içinde yer alır. Norveç’in kuzeyindeki Barents Denizi’nden Afrika ve Avrupa kıtalarının birbirine en çok yaklaştığı Cebelitarık Boğazı’na kadar çok geniş bir alana yayılan Fener balığı, Türkiye’nin neredeyse tüm denizlerinde yaşayabilen ve ticari balıkçılıkta da önemi son derece büyük olan bir türdür. Taksonomik değerlendirmede Avrupa kıyılarında iki farklı fener balığı tarif edilir: Lophius piscatorius ve Lophius budegassa. Bunlardan L. piscatorius, İngiltere ve çevresinde genellikle ticari su ürünleri pazarında en çok avlanan türdür.

Fener balığı anatomisi


Vücudunun ön tarafı, üstten ve alttan basık, arka tarafı da yanlardan basık ve yuvarlak olan fener balığı, sahip olduğu ve neredeyse vücudunun önünün tamamını kaplayan büyük ağzı ve bu ağzı çevreleyen dişleri ile derin sularda ve bentik zondaki avcı balıkların arasında sayılır. Kumun ve su çayırları ile yosunlarının arasında gizlenmek için özelleşmiş pelvik ve pektoral yüzgeçleri vardır. Bu yüzgeçler onu gerek avlarından ve yada avcılarından saklanırken gerekse avlanırken kendini gizlemesinde son derece faydalıdır. Ortalama 350 metreye kadar olan derinliklerde kolayca yaşar ve ürer. Gövdesini gizleyebileceği kumluk ve çakıllık arazilerle kanal sularının zeminlerinde yaşamını sürdürebilir. Derisinin üstü, kolaylıkla kamufle olabilmek için yoğun bir şekilde pigmentlerle kaplıdır ve bulunduğu zemine kısa süre içinde uyum sağlayarak avcılarına karşı neredeyse görünmez olur.

Fener balığının üreme periyodu

Mart ayından ağustos ayına kadarki zaman diliminde üreyen Fener balığının üreme döngüsü ise akvaryumlarda yaşayan Betta ve Gurami’ler ile uzaktan benzerlik gösterir. Ortalama 1,5-2 metre gibi kolayca ışık alan bir derinlikte, bir kaç metre yüksekliğinde ve 10 metreye yakın genişlikteki şeffaf ve jelatine benzeyen, serbest yüzme kabiliyetine sahip bir madde üreten dişi balıklar, yumurtalarını bu maddenin içine bırakır ve erkekler de gelip bu maddenin içinde bulunan yumurtaları kendi üreme sıvıları ile döller. Yumurta aşamasının bitmesinin ardından yumurtalar açıldığında balıkların serbestçe yüzmesini sağlayan yüzgeçleri gelişmiş haldedir.

Fener balığı nasıl ışık saçar

Fener balığının karakteristik özeliklerinden en önemlisi, başının önüne doğru uzanan, dorsal yüzgecinin özelleşmiş bir bir kısmı olarak kabul edilebilecek ve bir kaç filamentin bir araya gelerek oluşturduğu ve balığın her yöne sorunsuzca hareket ettirebileceği özel bir organın varlığıdır. Ucunda biyoluminesans, yani ışıma kabiliyetine sahip bakterilerin simbiyotik yaşam ilişkisi dahilinde yer aldığı bu organ, derin ve karanlık sularda balığın avlarını cezbetmesini ve avını kolayca yakalamasında etkili olan muhteşem bir yapıdır. Bu organdaki ılık,  ışık saçan bakteriler tarafından oluşturulur.
Su ürünleri sektörü içinde Fener balığı, kırmızı ete daha yakın olan tadı ve sert yapısı ile son derece revaçta olan kılçığı az yada kılçıksız olarak sınıflandırılabilecek önemli bir türdür. Gövdesinin kuyruk tarafına doğru olan kısmı özellikle şişte yada tavuk sote gibi domates, biber, mantar ve soğanla tavada pişirilebilir. Ayrıca baş tarafındaki kemikler kaynatılarak içine çeşitli baharatlar yada sebzeler de katılarak çorba yapılabilir. Kereviz ve karabiber bu balığa özellikle çok yakışır.