17 Mayıs 2015 Pazar

Kültür Balıkçılığı ve Tıbbi Bitki Yetiştiriciliği

Gelecek Fırsatları Kültür Balıkçılığı ve Tıbbi Bitki Yetiştiriciliğinde


Fırsat çeşitliliğini görenler tercihte zorlanabilir. Geleceğin en hızlı rekabeti ‘kültür balıkçılığı’ ile ‘tıbbi bitki yetiştiriciliğinde olacak…
Yunanistan’dan neyimiz eksik?
YAKIN zamana kadar güneş ve deniz denince Türkiye’de akla sadece turizm gelirdi. Güneşin parladığı, üç tarafı denizlerle çevrili nispeten bakir kalabilmiş bir turizm ülkesi!..
Eldeki hâzinelerin sonsuz değeri anlaşılınca şimdi söylem değişti. Sabancı Üniversitesi Uluslararası Danışma Kurulu Üyesi, yakın geçmişimizin reformist bakanı Kemal Derviş, iki hafta önce CNN Türk kanalında yaptığı konuşmada genellikle maliye politikası üzerinde durdu. Satır aralarında hiç de alakası yokken ‘güneş’ ve ‘rüzgâr’ gibi iki doğal kaynağa vurgu yaptı.
Dışarıdan bakınca Türkiye’nin elindeki en önemli kozun yeniden ‘yeşil devrim’ olduğu görülüyor. Ülke vizyonu üzerine kafa yoranlar da aynı kanıda. Geoerge Friedman gibi uluslararası kâhinler bir tarafa; ufka odaklanmış tarafsız gözlemciler de aynı şeyleri söylüyor. İçerideki tablo ise farklı değil.
Sınai yatırımların heyecanı son zamanlarda doğal ve bakir kaynaklar üzerinde yoğunlaştı. Güneş ya da rüzgâr enerjisi üzerinde konuşan işadamlarımızın görüşlerini özetlemeye kalksam bu sayfalara sığmaz.
YUNANİSTAN ‘MAVİ DEVRİM’LE AYAKTA!
ilginçtir, doğal kaynaklar söz konusu olduğunda güneş ve rüzgâr enerjisi girişim gündeminin önüne geçerken yaklaşık 8 bin 400 km’lik sahil şeridine sahip denizlerimizden bahseden pek olmadı.
Neyse ki geçen hafta ‘Para Dergisi’ denizel balıkçılığın yanı sıra kültür balıkçılığı dosyasını açtı da bu konuda epey mesafe alındığını öğrendik.
Tam da bu sırada ‘kültür balıkçılığı’nı Türkiye’de kuran ve çoğu girişimciye öğreten Selçuk Yaşar’dan ilginç bir kitap aldım. İstatistiksel konulardaki yardımlarımdan dolayı bana teşekkür ediyor ve kültür balıkçılığının bir ülkenin ekonomik geleceği için ne kadar önemli olduğuna değiniyor.
Kitaba biraz göz gezdirince anlıyorum ki Yunanistan’ı batmaktan ‘mavi devrim’ kurtarmış! 70’li yıllarda ortaya çıkıp şimdi tekrar moda olan ‘yeşil devrim’in devamı ‘mavi devrim’, bizde çoğu kişinin burun kıvırdığı kültür balıkçılığıyla ilgili yeni bir kavram. Yunanlılar bunu başarıyla kendilerine mal etmiş.
REKABETİN STRATEJİK GERÇEKLERİ
Kültür balıkçılığı üç tarafı denizlerle çevrili Türkiye’nin en önemli kozu! 1985’de ilk yavru balığı Selçuk Yaşar’dan alan Yunanlılar, müthiş krize rağmen kısa zamanda nerelere gelmiş meğer. Selçuk Yaşar şöyle soruyor: “Uluslararası rekabette stratejik gerçekler var. Güçlü Türkiye ‘çipura-levrek üretiminde komşumuz Yunanistan’ın gerisinde kalabilir mi?”
Kitabın başlığı da bu zaten. Şöyle devam ediyor Yaşar: “Geçen yıl 18-21 Ekim tarihleri arasında ‘European Aquaculture Society’ tarafından Rodos’ta gerçekleştirilen ‘Mediterranean Aquaculture 2020’ toplantısına genellikle Yunanlıların açıklamaları damgasını vurmuştu.
Aradan geçen 1 yıllık sürede Yunanlılar yaşadıkları krize rağmen Türkiye’yle rekabette büyük mesafe aldılar. 2011’de 118 bin ton çipura ve levrek üretimiyle Akdeniz’de lider oldular. Ülkemiz ise ‘kıyıdan uzaklık’, ‘arkeolojik alanlara yakınlık’ gibi bürokratik engellerle uğraşmaktan çipura ve levrek üretiminde 77 bin tonlarda kaldı.”
YUNAN EKONOMİSİNİN YILDIZI
Selçuk Yaşar, Yunanlıların önemsediği stratejik bir ifadeye de yer vermiş. Yunanlıların başarısının kimilerinin iddia ettiği gibi krizin yarattığı zorunlu etkilerden değil, politikacıların birlikte hareket edip kültür balıkçılığına topluca destek vermesinden kaynaklandığını söylüyor!
Mc Kinscy’in 201 l’de hazırladığı “Greece 10 Years Ahead” başlıklı raporda şöyle söylendiğini vurgulamış: “Yunan kültür balıkçılığı, Yunan ekonomisinin büyümesinde yükselen bir yıldızdır ve ikinci sıradaki en önemli anahtar sektördür!”
Bugün krizdeki Yunanistan 1 yıl içinde kültür balıkçılığı üzerindeki müdahaleleri kaldırmakla kalmamış, Avrupa’dan sonra hızla ABD pazarlarına da açılmış. Şimdi ABD piyasasını ele geçirmek üzereler! 2013 sonunda ABD’ye ihracatları en az üçe katlanacakmış! Anlaşılan Yunanlılar kültür balıkçılığı sayesinde topyekûn krize girmekten kurtulmuşlar.
Yunanlıların ifadeleri bununla da sınırlı değil.
Şunları da not etmek lazım: Yunanistan’da 106 şirket doğrudan veya dolaylı olarak ‘kültür balıkçılığı’ alanında yer alıyor.
Böylece en az on bin kişiye iş imkânı sağlanıyor.
ÇEVRE İÇİN KONAN YASAKLAR
Ve bir başka ‘mavi devrim’ notu daha: Yunanistan organik çiftlik balığı üretiminde de liderliğe oynuyor. Özel rezervlerde sertifikalı üretime başlamışlar. Şöyle konumlandırıp övüyorlar kendilerini: “Yunanistan kendine özel kaynaklarıyla eşsiz bir ülkedir. Bu ülke nispeten küçük olmasına rağmen (131 bin 940 km2) geniş bir kıyı şeridiyle balıkçılık için adeta kutsanmış durumdadır!”
Selçuk Yaşar, Yunanistan’daki krize rağmen bu başarılar karşısında rakiplerini tebrik etmekten kendini alamamış:
“Bizde ‘kültür balıkçılığı’ için getirilen yasaklar Türkiye’nin önündeki en büyük engeldir.
Bu vesileyle çipura ve levrek sektöründe önemli atılnnlar yaparak başarılar elde eden Yunanlı girişimcileri sektörün önemine inanan bir sanayici olarak tebrik ediyorum!”
Denizel balıkçılık vahşi avlanma nedeniyle küçülüyor. Karasal hayvancılık zora girmiş durumda.
Dünya büyük bir hızla hayvansal protein açığına doğru gidiyor. Üç tarafı denizlerle çevrili balıkçılık hâzinesi bir Türkiye için hiç de yabana atılmayacak bir rekabet uyarısı bu.
Yunanistan’da arkeolojik alanlara yakın kıyıdaki balık çiftlikleri bile Yunan Hükümeti tarafından öncelikli müsaadeye mazhar oluyor. Bizdeki anlayış ise tam aksini söylüyor.
Antik Yunan kültür hâzineleri bugünkü Yunanistan topraklarında daha mı az acaba? Doğrusu ben bu soruya hak veriyorum. Bırakın hemen karşımızdaki Sakız Adası’nı, Yunan antik kültürünün yoğun olduğu Peloponnes Yarımadası’nın etrafı balık çiftlikleriyle dolu.
Önemli olan peyzaj görüntüsüne uyum sağlayabilecek kör noktaları seçebilmekte. Hatırı sayılır uzunluktaki bizim sahil şeridimizde kuş uçmaz kervan geçmez yüzlerce kayalık alan var. Hemen hepsi hiçbir işe yaramıyor. Turizme de uygun olmadığı aşikar. Buralara balık çiftliği kurmak neden yasaklanıyor anlamak mümkün değil.
Üstelik yeni geliştirilen yem teknolojisiyle çevre kirliliği de olmayacak. Yemler suda asılı duruyor, tamamına yakını sindiriliyor. Denizlerimize boca edilen tonlarca ton evsel ve endüstriyel atığa karşı masum çiftliklerin denizi kirlettiği iddiası biraz havada kalmıyor mu? (Tıbbi bitkiler konusuna gelecek hafta değineceğim.)
Nur Demirok / Para Dergisi

Alabalık Yetiştiriciliği

Alabalık Çiftlikleri – Alabalık Yetiştiriciliği

Su ürünleri sektörüne yatırım yapmak
Üç yanı denizlerle çevrili Türkiye’de balıkçılığın bir türlü istenilen noktaya gelemediği konuşulur. Diğer yandan Türkiye’de sessiz bir devrim de yaşanır. Bütün sıkıntılara rağmen baraj ve dere önlerinde kurulan alabalık çiftliklerinde başarı hikayeleri yazılıyor.
TATLI su balıkçılığı konusunda Türkiye’de çok büyük mesafeler alındı. Alabalıkta yıllık üretim 187 bin tona ulaştı. Son beş yılda sürekli artan bir ivme var. Anadolu’da birçok ilde açılan sulama barajları, dere, nehir önleri balık çiftlikleriyle doldu taştı. 2014 yılında üretimde düşüş beklense de Türkiye halen Avrupa’nın en büyük alabalık üreticisi. Alabalık üretiminde Muğla, İzmir, Elazığ, Malatya, Denizli, Kayseri, Kahramanmaraş, Şanlıurfa ve Tunceli gibi iller ilk sıralarda yer alıyor. Yatırımlar bu illerde yoğunlaşırken, çoğunda deniz olmayan bu kentler Avrupa’ya yaptıkları ihracat ile dikkat çekiyor.
Su ürünleri sektörüne yatırım yapmak isteyenlere yönelik devlet teşvikleri de var. Kilogram başına 65 kuruş ile 1 TL arasında destekler veriliyor. Bu teşviklere ilave olarak tesis yatırımları da destekleniyor. Su ürünleri konusunda faaliyet göstermek isteyen girişimciler Ziraat Bankası’nm üreticilere kullandırdığı “Tarımsal Üretime Dair Düşük Faizli Yatırım ve İşletme Kredisinden” yararlanabiliyor. Tesislerde kullanılan ekipmanların bir kısmına yüzde 50 hibe desteği veriliyor.
Alabalık üretiminde öne çıkan iller
Amasya, Burdur, Denizli, Elazığ, Gaziantep, Hakkari, İzmir, Kayseri, Malatya, Muğla, Samsun, Sivas, Trabzon, Tokat, Tunceli, Van
YEM FİYATLARINDA ARTIŞ
Sektör bu desteklerden memnun olsa da bu aralar pek keyifli olduğu söylenemez. Keyifsizliğin sebebi ise, yem fiyatlarındaki artışlar. Alabalık yetiştiricilerinin en büyük girdisi olan yemin toplam maliyet içindeki payı yüzde 70’e ulaşıyor. İşte en önemli maliyet kalemi son bir yıl içinde ciddi oranlarda artmış. 25 kiloluk bir torba yemin fiyatı 58 TL’den 95 TL’ye yükselmiş. Geçen yıl bir kilo balık ile yaklaşık olarak bir kilo yem alınabilirken, şimdilerde 1.5 kilo balık bile bir kilo yem almaya yetmiyor.
Alabalık üretiminde öne çıkan illerden biri olan Malatya’nın Alabalık Üreticileri Birliği Başkanı Fatih Kabakaş, yem konusunun sektörü tehdit eder hale geldiğini söylüyor. Konuyu, Şubat ayında Ankara’da düzenlenecek bir toplantı ile gündeme getireceklerini söyleyen Kabakaş, “İşletmelerde ciddi kapasite düşüşleri var. Yüzde 30 seviyesinde kapasiteyle çalışır hale geldik. Yem sorunu çözülmezse Avrupa liderliğimiz mümkün değil” diyor.
Kabakaş’ın verdiği bilgiye göre, Malatya’da alabalık üretimi yapan 60 işletme bulunuyor. 14 bin ton kapasiteye sahip bu tesislerde bu yıl 5 bin ton civarında üretim bekleniyor. Geçen yıl 10 bin ton üretimle 50 milyon TL’lik bir ciro elde edilmiş. Ka-bakaş’m verdiği bilgiler de sektörün içinde bulunduğu maliyet sıkıntısını doğruluyor. Kabakaş, “Devletin destekleri yerinde. Ancak yem sıkıntısına çare bulunmalı. Malatya’da potansiyel beş katma çıkabilir. Sorunlar çözülür, işletmeler rahatlarsa 250 milyon TL’lik bir büyüklüğe rahatlıkla ulaşırız” diyor. Kabakaş, yem fiyatlarındaki aşırı yükselme nedeniyle ihracat pazarlarında fiyat tutturamadıklarını da belirtiyor.
TÜTSÜLÜ ALABALIK İHRACATI
Alabalık üretiminde Muğla açık ara önde olsa da Türkiye’nin alabalıktaki en büyük firması Denizli’de. 1988 yılında kurulan Özpekler Su Ürünleri’nin Denizli, Burdur ve Muğla’da dokuz çiftliği bulunuyor. Çiftlik ve balık işleme fabrikalarında 188 kişi istihdam ediliyor. Özpekler Su Ürünleri Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Özpek, “Fabrikamızda balıkları işleyip ihracat yapıyoruz. Tütsülenmiş balık ihracatı yapıyoruz. Şişleme, fümeleme (ısıl işlem) ve fileto prosesleri işlemlerinden sonra ürünleri vakumlu ambalajlarda dondurup, paketliyor ve -40Q şok odalarında muhafaza ederek başta Almanya olmak üzere Danimarka, Hollanda, Belçika, Norveç gibi Avrupa Birliği ülkelerine ihraç ediyoruz. Geçen yıl 13 milyon dolarlık ihracat yaptık” diyor.
Denizli İhracatçılar Birliği Başkam Süleyman Kocasert de tekstil ve diğer sanayilerle öne çıkan Denizli’nin alabalık ihracatında da önemli bir ivme yakalamasını bekliyor. Kocasert, “Denizli, alabalık üretimine uygun olabilecek bölgelere sahip. Dolayısıyla balık üretimini ve ihracatım daha ileri noktalara da taşıyabilir. Avrupa ülkelerine, denizi olmayan bir kentten alabalık ihracatını başaran firmalar takdir edilmeyi hak ediyor” diyor.
ABALIOĞLU’NDAN BÜYÜK ATILIM
Piyasa şartlarındaki değişim nedeniyle üreticiler arasında da hareketlilik yaşanıyor. Yem fiyatlarındaki artış nedeniyle bazı işletmelerin zorlandığı konuşuluyor. Sektörün büyüklerinden biri olan Çobanlar Alabalık da zorlu süreçte el değiştirmiş. Yıllık 15 bin ton üretimi bulunan Çobanların Kayseri ve Muğla Fethiye’deki tesisleri bir ay önce Abalıoğlu Yem’e geçmiş. Abalıoğlu, yemden sonra alabalık konusunda da iddialı bir hale gelmek için ayrı bir ekip oluşturmuş. Tesisleri elden geçiriyormuş. Abalıoğlu Balık’ın başına da Yasemin İşsever atanmış. Çobanlar Grup’un Kayseri Pınarbaşı, Muğla Fethiye, Kayseri Yamula, Kayseri Bahçecik, Gaziantep Karkamış, Muğla Ören, İsparta Merkez’de balık çiftlikleri ve balık işleme tesisleri var. İsmail ve Adem Çoban ile Tahsin Şimşek’e ait olan Çobanlar Grup, üretiminin büyük kısmını ihraç ediyor.
ELAZIĞ’DA 107 ÇİFTLİK VAR
Alabalık yetiştiriciliğinde öne çıkan illerin başında Elazığ geliyor. Keban ve Karakaya baraj gölleri ile Fırat Nehri üzerinde 107 tane işletme bulunuyor. Bu çiftliklerde yaklaşık bin 500 kişi istihdam edilirken, yetişen alabalık, çupra ve levrekler başta Avrupa olmak üzere tüm dünyaya ihraç ediliyor. Elazığ’da yıllık 30 bin ton alabalık, levrek ve çupra üretimi yapılıyor.
Elazığ’da ilk alabalık çiftliği 1996 yılında kurulmuş. Keban Balıkçılık’m sahibi Ayhan Şimşek, Elazığ’da alabalık yetiştiriciliğinin öncüsü olduklarını söylüyor. Yıllık üretim kapasitelerinin 15 bin ton olduğunu belirterek, Keban ve Karakaya baraj gölleri ile Fırat Nehri üzerinde çiftliklerinin olduğunu söylüyor. Üniversitelerin yaptığı bir çalışmaya göre Fırat Nehri, alabalık üretimi için en uygun su özelliğini taşıyor. Şimşek, “Elazığ’ın üç tarafı sularla çevrili; balık için çok elverişli bir bölge. Bu işi ilk biz başlattık. Bugün 107 işletmenin faaliyet gösterdiği önemli bir sektör haline geldi. Balık yetiştiriciliğinde Muğla bölgesinden sonra ikinci sıradayız. Alabalık özelinde ise ilk sıradayız” diyor…
Balık yetiştiriciliğinde öne çıkan illerden biri de Van. Van Gölü ve çevredeki baraj göllerinde toplam 43 yetiştirici bulunuyor. Van Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü verilerine göre, üretim özellikle Gürpınar ve Çatak ilçelerinde yoğunlaşıyor. 43 işletmenin 30’u bu iki ilçede bulunuyor. Van’da 13 yeni tesis de faaliyete geçmek için gün sayıyor. Bu tesislerin faaliyete geçmesiyle birlikte yıllık üretim kapasitesi 5 bin 772 tona, yavru balık üretim sayısı ise 32 milyon 710 bine ulaşacak.
Van’da balık üretiminden bahsedip de dünyaca ünlü inci kefalinden bahsetmemek olmaz. Türkiye’de sadece Van Gö-lü’nde yetişen bu özel balıklar özel izinle avlanabiliyor. 113 balıkçı gemisi günlük azami 250 kilogram balık avlayabiliyor. Van Gölü’nden çiftlikler hariç yılda 2 bin 500 ton balık çıkıyor.
Demir çelik devi de balıkçılık yapıyor
Demir çelik sektöründe yaptığı yatırımlarla öne çıkan İÇDAŞ Demir Çelik, fabrikalarında kutlandığı suların bir kısmını arıtarak İÇDAŞ Balık Üretim Çiftliği’nde kullanıyor. İÇDAŞ Yardımcı işletmeler Müdürü Tuncay Tavus, “Üretimlerimizin yapıldığı dört havuza saatte 160 metreküp soğutma suyu veriyoruz. Demir çelik tesisleri proseslerini soğutan deniz sularının küçük bir kısmını, denize dönmeden önce balık havuzlarında değerlendiriyoruz. Balık yetiştiriciliği için 12 ay boyunca ideal sıcaklık aralığında olan bu sular sayesinde, balık gelişiminin soğuk mevsimlerde de devam etmesini sağlamış oluyoruz” diyor. Diğer üretim çiftliklerine göre yüzde 20-30 civarında daha karlı işletme niteliğine sahip olduklarını söyleyen Tavus, “Balık üretim çiftliğimizde yavru balıklar bir yılda 300 gramlık porsiyonluk boya ulaşıyor ve satışı yapılıyor” diyor.
Konya Şeker, tatlı su çuprası yetiştiriyor
Pankobirlik kuruluşu olan Konya Şeker ilginç bir yatırıma imza attı. Fabrikadan çıkan hiçbir çıktıyı boşa harcamayan şirket fabrikanın bahçesine 150 bin adetlik tatlı su çuprası tesisi kurmuş. Klasik balık çiftliklerinden çok fabrikayı andıran çiftlik son derece modern bir yapıya sahip. Konya Şeker Yönetim Kurulu Başkanı Recep Konuk, “Fabrikadan çıkan sıcak suyu soğuturken değerlendirelim istedik. 26-27 derecede hayat bulan tatlı su çupraları için tesis kurduk. Havuzlarda 150 bin batık var. Bu sayı kısa sürede 1 milyon adete çıkacak. İlk balıklar da mayıs ayı gibi restoranlarda olacak. Bu işimizi de büyütmek istiyoruz” diyor.
Avrupalı tüketici nasıl balık istiyor?
Türkiye’de yetişen alabalıkların önemli bir kısmı ihraç ediliyor; özellikle Avrupa Birliği ülkelerinden ciddi talep var. Avrupa’da alabalık konusunda Türkiye lider konumunda. Peki AvrupalI tüketici ne tür ürünleri tercih ediyor? Sektörden aldığımız bilgilere göre, en çok tercih edilen tür füme isli balık. Izgaralık, poşetlenmiş balıklar da talep görüyor. Fileto balık miktar olarak ilk sırada yer alırken, Avrupalı tüketiciler özellikle şoklanmış ambalajlan tercih ediyor. Balık yumurtası en çok tercih edilen yan ürünlerin başında geliyor.
idriz çokal

Organik Balık Yetiştirmek

Çiftliklerde Organik Balık Yetiştirmek

Balığın organiği çiftlikte yetişir!
Bugüne kadar çiftlik balıkçılığı için çok şey söylenip yazıldı. Bugün artık biliniyor ki yeni teknolojiyle yemler sucul ortamda süspansiyon halinde (asılı şekilde ) kalıyor, dibe çökmüyor. Yemlerin neredeyse tamamına yakın bölümü sindiriliyor. Tabii söz konusu iyimserlik bu tür yemleri kullananlar için geçerli. Karasal faaliyetlerin aksine organik balıkları çiftliklerde yetiştirmek mümkün.
Deniz balıklarının çoğunda bilindiği üzere ağır metal riski var. Bugün Avrupa’nın tüm atıklarının neredeyse yarısı nehirler yoluyla Karadeniz’e boşalıyor. Marmara ise neredeyse bitmiş durumda. 60 çeşit su ürünü ve balıktan geriye kalanların sayısı üçü beşi geçmiyor. Deniz balıklarında kurşun, kadmiyum, cıva gibi ağır metallere rastlanması güncel vakalar haline geldi. Aynı durum akarsularımız için de söz konusu.
Bir balık çiftliğinde yem kompozisyonu organik kaynaklardan seçilir, balık kafeslerinde daha az balık bulundurulursa yetiştirilen balıklar da organik oluyor. Gözetim kuruluşlarının bu konuda belli standartları var.
Önerimiz organik kafeslerde organik yemle beslenmiş organik balıklar yetiştirmek. Aynı yöntem organik alabalık yetiştiriciliği için de geçerli. Sakarya, Kızılırmak, Asi Nehri gibi irili ufaklı her akarsuyumuzda devamlı toplu balık ölümleri görülüyor. Çare temiz kalmış kaynaklara yönelmek! ihracatta ve iç tüketimde alabalık önemli bir protein kaynağı haline geldi. Temiz sularda yetiştirilen alabalık ve diğer balıkların organik sertifikası kapsamına alınması da önerilerimiz arasında. Yapılan analizler ihracatın önünü daha da açabilir. Balık solungacı üzerine zımbalanan organik etiketi dünya ticaretinde bunun ispatı sayılıyor. Ürün ambalajlarının üzerindeki “ağır metal, toksik madde içermediğini garanti eden” ifadeler bilinçlenmeyi daha da arttırabilir. Bu konuda markalaşan organik çiftlik balıklarının daha çok tercih edileceğine şüphe yok.
Nur Demirok / Para Dergisi

Organik Tarımsal Üretim Projeleri

Girişimcilere Organik Tarımsal Üretim Projeleri

Endüstriyel tarımın yarattığı çevre ve sağlık sorunları, geliri artan tüketicinin ilgisini organik tarım ürünlerine yöneltiyor. İşte bu yüzden organik tarım ve organik gıda üretiminin geleceği çok parlak. KOBİ ölçeğinde yapılabilecek ve büyük kazanç getirecek 10 alanı sizin için inceledik.

ORGANİK üretim nedir? Bu sorunun yanıtı genellikle biliniyor ama bir kez daha tekrarlayalım. Organik, ekolojik, biyolojik… Bu üç sözcük aynı anlamı taşıyor ve tarımda belli kıstas ve kısıtları ifade ediyor. Son yıllarda bu kapsamın içine endüstriyel uygulamalar da girmeye başladı. Sürdürülebilir anlayışla çevreyi koruyan, insan sağlığına zararlı olmayan, kimi zaman geleneksel usulleri içeren, kimyasal desteklerden arınmış, hormon takviyesi yapılmamış tarımsal üretim ve gıda üretimi faaliyetleri bu kapsamın içinde kabul ediliyor.

ORGANİK ÜRETİCİ OLMAK KOLAY MI?

Organik disiplinde temel iki boyut bulu nuyor: Organik tarım ve organik gıda üretimi. Organik tarım işin başlangıç aşamasını oluşturur iken, gıda üretimi proses edilmiş bazı ürünleri kapsıyor. Organik olma ilkesi, insan beslenmesi için tüketilen her ürünün bileşim, formül ve proses aşamasında doğallığı amaçlıyor. Bu sürece çoğunlukla hayvan beslenmesi de dahil ediliyor. Topraktan başlayarak bitki, hayvan ve insan zincirini kapsayan her aşama birbiriyle yakın ilişki içinde bulunuyor.

İki ana dal olan tarım ve gıda üretimi konusunda iki örnekle konuyu biraz daha açalım: Diyelim ki, tarımsal üretim yapıyorsunuz, yani eski tabirle müs-Eğer toprağınızda kimyasal gübre kullanıyor ve organik olmayan sentetik böcek öldürücü-tarımsal mücadele yapıyorsanız yetiştirdiğiniz ürün organik değildir. Tarımsal mücadcIc olmadan nasıl üretim yapılır diye soruyorsanız, haklısınız. Ama organik dünyasına adım attığınızda, kullandığınız sentetik ilaçların yerine organik olan başka şeyleri ikame etmek zorundasınız.

Peki, toprağın organiği nasıl olacak? 1960’larda ya saklanmasına rağmen, bazı ülkelerin tarım topraklarında hala ölümcül DDT orijinli ilaçların toksik kalıntıları var. Buralarda yetiştirilen mahsuller değişime uğramış kimyasalları doğrudan insan bünyesine taşıyor. Sonuç, habis hastalıklar ve onlarca amansız yan etki…

Gıda üretimi için de bir örnek verelim: Proses itibariyle en kolay ürün olan ekmek örneğin. Diyelim ki fırıncısınız, aldığınız un insan sağlığına zararlı kimyasallarla beyazlatılmış olabilir. Unlu mamullerde kullanılan bazı kimyasallar var ki, organik üretime zarar vermiyor. Örneğin, un kalitesini düzelten insan organizmasına zarar sız kimyasallar. Bir üretici olarak bunların hepsini bilmek zorundasınız.

Bugün çok az da olsa zararlı olduğu kanıtlanmış bazı sentetik kimyasallarla un beyazlatmaya kalkarsanız organik üretimle ilginiz kalmamış demektir.

KOBİ’LERİN SEÇENEKLERİ

Bugün gıda endüstrisinde yüzlerce kimyasal madde kullanılıyor. Bunların önemli bölümü proses tekniği açısından kullanılması zorunlu maddeler. Kimi final ürünün organik vasfına zarar vermiyor (hatta daha da iyileştiriyor) kimi de son derece zararlı. Bunların hepsini bilmek zorundasınız! Diyelim ürünleriniz günümüz tüketim gerçeğine uygun olarak raflarda arzı endam edecek; bu ince ayrıntıları “organik ürün” cephesinden değerlendirmek zorunda siniz. Henüz tarımsal reçetelerde ve gıda endüstrisindeki kodekslerde “organik” olmanın çok kapsamlı tarifleri yapılmış değil. Ama şu bir gerçek ki, bazı katkı maddeleri ya da hammaddeler ürünlerin gerçek anlamda organik olmasına engel teşkil ediyor. Bu nedenle insan sağlığına kısa ve uzun vadede zararlı olabilecek her türlü işlem organik üretimin ilgi alanı içine giriyor.

Aşağıda göreceğiniz 10 girişim projesi “organik dünyası” içinde nispeten basit nitelikte olanları kapsıyor. Bu projeleri küçük işletmeler, KO-Bl’ler bazında ele almakta yarar gördük. Daha büyük endüstriyel faaliyetler konumuzun dışında kalıyor. İşte, aşağıda yer alan hem tarım, hem de gıda üretimi alanındaki 10 örnek organik girişim projesini biraz da bu gözle değerlendirmenizde yarar var. Organik üretim faaliyetini yalnız gözetim kuruluşlarının sertifikalarıyla değil, gerçekleştireceğiniz imalat metotları açısından da değerlendirmeniz önem taşıyor.

Aşağıda kısaca bahsettiğimiz konular ilginizi çeker ise, yeni bir anlayışla “organik dünyası”na adım atabilirsiniz. Şunu unutmayınız; yarının şanslı girişimcileri organik üretim ve imalat bilincine sahip olanlar arasından çıkacak. Organik dünyasının önünde tüm dünya pazarlarında muazzam fırsatlar bulunuyor.

KOBİ’ler İçin Organik Maya Üretimi

Kolay Bakımıyla Organik Vişne Plantasyonu Kurmak

Organik Un ve Makarna Üretebilirsiniz

Çiftliklerde Organik Balık Yetiştirmek

Organik Margarin Olur Mu?

Organik Keçi Eti ve Ürünleri İçin Keçi Çiftliği Kurabilirsiniz

Sertifikalı Organik Baharat Üretin!

Hindibadan Kafeinsiz Organik Kahve Ürünleri

Narenciye kabuklarından pektin üretin

Organik Siyah Pirinç Yetiştirmek

Nur Demirok / Para Dergisi

Siz de Su Ürünleri Yetiştiriciliği Yapabilirsiniz

Su Ürünleri Yetiştiriciliği İşi Yapabilirsiniz


Doğanın içinde sağlıklı bir yaşam ve yüksek kazanç fırsatı… Hazır pazarı, sorunsuz ihraç imkânlarıyla su ürünleri yetiştiriciliği tam size göre.
Su ürünleri yetiştiriciliği insan ömrünü uzatıyor!
ORTA ölçekli iş kurmak isteyen yatırımcılar soruyor: “Riski olmayan en kârlı iş sizce ne olabilir?” Hemen yanıt vereyim: Risksiz iş olmaz! Risk dediğimiz şey onlarca bilinmezin zaman, yer, rekabet, talep, para gibi değişkenlerle yaptığı karmaşık bir denklemdir. Tamamen ekonomik süreçlerle bağlantılı gibi görünse de işin içine sosyal, kültürel, politik ve psikolojik değişkenler girer. Bu nedenle yatırıma giderken diğer değişkenlere de geniş yer vermek gerekir.
Son yıllarda bazı girişim yazarları bu denkleme ‘fizyolojik boyut’u da ekliyor.
Her şeyden önce riskleri görebilmek için bedensel sağlık şart. Kent karmaşasından uzakta doğanın dingiliği içinde bir iş kurmayı düşünüyorsanız gerçekten çok şanslısınız. Son yıllarda klasik değişkenlerin içine ‘politik yönetişim’ ve ‘sosyal psikoloji’ karması da girdi. Neredeyse tablonun dörtte birini artık bu iki öğe teşkil ediyor.
Orta ölçekli bir iş yapmaya karar verdiğinizde seçenek çok. Sık sık öneriyoruz: Moda trendler bir tarafa, üç yanı denizlerle çevrili, akarsuları henüz kurumamış bu ülkede yapılacak ‘sağlıklı’ işlerden biri su ürünleri yetiştiriciliğidir.
Burada elbette risk değerlendirmesi yapacak değiliz. Birkaç rakamla araştırmanıza esin kaynağı olacak basit satırbaşlarını vermenin yeterli olacağını düşünüyoruz.
ÇEVRE KİRLİLİĞİ HEM RİSK HEM FIRSAT
Balık ve su ürünleri açısından deniz, göl ve akarsularda tarihte görülmedik ölçülerde kirlilik var. Risk her geçen artıyor. Her an on binlerce ton katı ve sıvı atık denizlere boşaltılıyor.
Gün gelecek bazı iç deniz ve göllerde canlı kalmayacak. Büyük balıklar son 50 yılda yüzde 90 oranında azaldı. Küçük balıklarda ve kabuklu deniz ürünlerindeki azalış ise yüzde 30 civarında. Okyanus ve denizlerdeki balık stokları aşırı avcılıktan etkileniyor. Dip taraması yapan ‘trol avcılığı’ denizlerde çölleşmeye yol açıyor. Gelişmiş elektronik araçlar hiçbir balığın kaçmasına izin vermiyor.
Küresel ısınma ve değişen ekolojik dengeler ise bir başka dert. Yakında gezginci balıkların göç yolları tamamen değişecek, bazı türler yok olacak.
İNSANLAR NASIL BESLENECEK?
Asıl sorun küresel nüfus artışı. Dünya 10 milyara doğru gidiyor. En fazla nüfus artışı Güneydoğu Asya’da… Çin, çiftliklerin sayısını arttırarak bu soruna çare bulma derdinde. Olası hayvansal protein açığını su ürünleri yetiştiriciliğiyle dengelemeye çalışıyor. Pahalı ürünleri ihraç ediyor, ucuz ürünleri iç pazara veriyor. Bugün 65 milyon tonluk dünya üretimin yarıdan fazlası Çin’e ait. Dünyada yakın gelecekte avcılık ve yetiştiricilik eşit düzeye gelecek. Halen 150 milyon ton su ürünü tüketimi var. Bunun büyük bölümü balık. Bugünkü küresel nüfus yoğunluğu dikkate alındığında kişi başına tüketilen balık 17 kilo civarında. Avrupa yılda 28 kilo balık tüketirken bizde kişi başına 6 kilo balık düşüyor. Diğer su ürünleri ise çok daha düşük düzeylerde…
TÜRKİYE GELECEĞİN LİDER ÜLKESİ
İspanya yetiştiricilikte şimdilik Avrupa lideri… Toplam üretimi 290 bin tona yakın. Onu 235 bin tonla Fransa takip ediyor. İki ülke üretiminin büyük bölümü kabuklular ve yumuşakçalardan oluşuyor.
Yetiştirilen balık açısından bakıldığında Türkiye aslında ilk sırada! Tamamı balık olmak üzere 190 bin ton civarında üretimimiz var.
Bunun yarısı iç sulardan temin ediliyor. Denizlerde çipura ve levrek yetiştirilirken, iç suların lideri alabalık. Bu balıklar dünyaya sorunsuz ihraç ettiğimiz tek tarımsal ürün konumunda.
Avrupa’da pazar payımız yüzde 30’lara doğru gidiyor. Peşimizde Yunanistan var. Aramızdaki fark Yunanlıların bizden daha fazla deniz balığı yetiştirmesinden kaynaklanıyor. Ağırlıklı olarak çipura ve levrek üretimi 110 bin ton civarında. Bize şimdilik 20 bin ton dolayında fark atıyorlar.
İHRACAT KOLAYLIĞI BÜYÜK GÜVENCE
İhracatımız giderek önem kazanıyor. Geçen ay sonunda Brüksel’de gerçekleşen Su Ürünleri Fuarı’na 15 firmayla katılan ülkemiz hayli ses getirdi.
Bu yıl Türkiye’nin su ürünleri ihracatı avcılık ve yetiştiricilik bir arada 500 milyon doları bulabilir. 65 ülkeye ihracatla lider konuma gelmek üzereyiz.
İhracat rakamlarının yarısı yetiştirilen balıklardan elde ediliyor.
Özellikle katma değeri yüksek işlenmiş balıklara büyük talep var. Avrupa’da 110 bin tonla lider konumda olduğumuz alabalığın satış şansı çok yüksek.
Asıl büyük koz ise Akdeniz’in 70 bin kilometreyi bulan sahili şeridi içinde en uzun kıyıya sahip olmamız. Karadeniz ve Marmara dâhil, Akdeniz havzasında 8 bin kilometreyi bulan kıyılarımızın büyük bölümü deniz balığı ve yumuşakça yetiştiriciliğine çok uygun.
RİSKİ EN AZ YATIRIMLARDAN BİRİ
Balık yetiştiriciliği çevreyi kirletmemek ve turizme zarar vermemek koşuluyla, Türkiye’de yapılabilecek riski en düşük işlerden biri. Pazarı ve ihracatı hazır… İşleme tesisleriyle kâr marjı oldukça yüksek. En büyük sorun ağ kafeslere bağlanacak para ve uygun yerin tespiti.
Kültür balıkçılığı ve su ürünleri yetiştiriciliği devlet tarafından destekleniyor, yatırımların bir bölümü önemli ölçüde sübvanse ediliyor. Üç tarafı denizlerle çevrili Anadolu yarımadasının uygun yerlerinde su ürünleri yetiştiriciliği yapmak yarınlar için en iyi yatırımlardan biri.
Ispanya’nın yetiştirdiği yaklaşık 300 bin tonluk su ürününün 225 bin tonu kabuklu ve yumuşakçalardan oluşuyor. Aynı şekilde Fransa bu yıl 250 bin ton üretiminin 200 bin tonunu yine kabuklu ve yumuşakçalardan elde edecek. Son yıllarda bu gerçeği bir rekabet meselesi haline getiren İtalya toplam üretiminin dörtte üçünü kabuklulardan oluşturmayı planlıyor.
Yetiştiricilik bizde balık ağırlıklı… Deniz ve iç sular dâhil yaklaşık 200 bin ton üretimin ancak yüzde 2’si kabuklu ve yumuşakçalardan oluşuyor. Oysa geçmişte tatlı su ıstakozu (kerevit) üreten nadir ülkelerden biri Türkiye idi.
Denizlerimiz karides yengeç, midye gibi ihraç sorunu olmayan ürünleri yetiştirmeye son derece müsait. Denizlerimizde mevcut yetiştiriciliğin iki ana eksenini teşkil eden ‘çipura’ ve ’levrek’in yanına Avrupa’da giderek popüler hale gelen başka türleri de katmak pek ala mümkün, iç sularda ise alabalık açık ara liderliğini koruyor. Anadolu’nun iç su rejimi, su sıcaklığı ve barajların konumu alabalık yetiştiriciliğinde dünyanın en büyük üreticilerinden biri olmamızı sağlayabilir. İç sularda yapılacak tesislerin maliyeti ise deniz endüstrisine göre çok daha düşük. Orta ölçekli iş kurmak isteyenlerin öncelikle iç sulardaki fırsatları gözden geçirmelerinde yarar var. Önemli ayrıntı, temiz ve kaliteli sularda yetiştiricilik yapmak ve bu konuda giderek kurumsallaşan sektörden yardım almak.
Nur Demirok / Para

Akuaponik çiftlikleri


Akuaponik çiftlikleri

İnsanlığın kurtarıcısı: Akuaponik çiftlikleri


Günümüzde giderek yaygınlaşan bu çiftliklerde hem su ürünleri hem de sebze meyve birlikte yetiştiriliyor. Su döngüsel olarak birkaç defa kullanılıyor. Sistem enerji açısından da kendi kendine yeterli. Verim ise rekor düzeyde.

ORTADOĞU’NUN petrol zengini coğrafi bir bölge olduğunu hepimiz biliyoruz.

Ancak petrolün sınırsız bir kaynak olmadığını da biliyoruz. Bir gün tükenince Ortadoğu’nun yüzüne hiç kimse bakmayacak. Araplar da bunun farkında. Yarın petrol olmayınca para da olmayacak.


Yarın, bugün olduğu gibi Endonezya’dan domates, Rusya’dan havyar, Amerika’dan tahıl, Avrupa’dan taze sebze meyve getirtemeyecekler. O halde ne yapmalılar?

Besin maddeleri üretiminde kendi kendine yeterli olmaktan başka çare yok.

Ancak Araplar, yüzde 76’sı çöl olan topraklarda yaşıyor. Su yok, ya da çok kısıtlı. Toprak ekime elverişli değil. Fakat teknolojinin, bu karanlık tabloyu yeşile çevirecek gücü var. Kurtarıcı çözüm, seracılığın daha da gelişmiş biçimi olan “Akuaponik çiftlikleri”. Bu çiftliklerin en büyüklerini, Birleşik Arap Emirlikleri’nin dört bir yanında görmek mümkün.

Bunlar da seralar gibi kapalı mekanlar.

Diğerlerinden ayıran özellikleri, akuaponik çiftliklerinde hem su ürünleri hem de sebze ve meyve yetiştirilmesi.

SON DAMLASINA KADAR

Yılda 25 santimetreküpten daha az yağmur alan çöllerde su, altın kadar değerli olduğundan son damlasına kadar kullanılıyor. Hem de birkaç defa. Öncelikle balıkların yetiştirilmesi için hayat kaynağı oluyor. Çay rengini alıp balıklar için sağlıksız hale geldiğinde sebze ve meyveler sulanıyor. Topraktan geçip doğal olarak filtrelenen su, temiz ve berrak bir şekilde tekrar balıkların bulunduğu tanklara naklediliyor. Makineler yok, kimyasal gübreleme yok, haşere ilaçları yok. Sadece birkaç su pompası var. Böylece bir taşla birkaç kuş vurulmuş oluyor.

Bu çiftliklerde çoğu zaman sebze meyve yetiştirilmesi için toprağa bile ihtiyaç duyulmuyor. Kavundan domatese, biberden patlıcana, salatadan brokoliye, karnıbahardan lahanaya kadar her tür ürünü yetiştirmek mümkün. Dört bin metrekarelik bir akuaponik çiftliği sahibi olan Cabir El Mazrui, bir günde bin 200 salatalık, yine bir günde 180-220 kilo domates toplayabildiklerini söylüyor. El Mazrui, bu çiftçilik yöntemini seçmiş onlarca Araptan biri. Kimyasal maddelerin de rol aldığı çiftçilikten nefret ettiğini söyleyen El Mazrui, hem oldukça geniş olan kendi ailesini sağlıklı besleyebildiğini hem de ürünlerini büyük marketlere satarak, petrol kadar olmasa da büyük kazançlar elde ettiğini söylüyor. Bu çiftçiliği öğrenmek için çok şey bilmek gerekmediğini, çoğu bilgiyi deneme yanılma yoluyla elde ettiğini de sözlerine ekliyor.

KURTARICI BİR YÖNTEM

Deutsche VVelle’ye açıklamalarda bulunan El Mazrui, alternatif tarım konusunda öylesine çok bilgi sahibi olmuş ki, bazen akıl danışmak üzere yakınındaki üniversiteye gittiğinde öğrenciler kendisini “Doktor Cabir” olarak çağırıyormuş. El Mazrui, “Tam tersine, ortaokulu bile yarısında terk ettim. Hiçbir şeyin doktoru değilim” diyor.

Birleşik Arap Emirlikleri’nin en önemli yüksek okullarından El Ayn Üniversi-tesi’nde su ürünleri kürsüsü profesörü olan Jean Yves Mervel, akuaponik çiftçiliğinin, toprakları büyük ölçüde çöllerle kaplı ülkeler için kurtarıcı olacağını kaydediyor. Bu çiftliklerde suyun yüzde 95’e varan bir verimlilikle kullanıldığını hatırlatan Mervel, balık atıklarından bile gübre olarak yararlanıldığını ifade ediyor.

Akuaponik çiftçiliğinin yapılacağı serayı kurma maliyetinin düşük olması, ürünün çabuk yetişmesi, çok az bir işletme masrafı gerektirmesi, suyu idareli kullanması sayesinde Afrika’nın açlık çekilen bölgeleri için de umut olacağı ileri sürülüyor.

Bu çiftliklerde bir atığın diğer ürünün yetiştirilmesinde kullanılması, serayı sonu olmayan bir besin kaynağına dönüştürüyor. Tükettiği besin maddelerinin yüzde 90’ını dışarıdan ithal etmek zorunda olan Birleşik Arap Emirlikleri, akuaponik çiftçiliğine dört elle sarılmış durumda. Yine de bu tür çiftliklerin yaygınlaşmasının yıllar alacağı, dışa bağımlılığın azaltılması için daha çok yol alınması gerektiği belirtiliyor.

AZTEKLER DE KULLANDI

Ülkenin besin kaynaklarının yüzde 10’luk kısmını üreten geleneksel çiftçiler, traktörlerini, biçerdöverlerini bırakıp yeni bir alanda yatırım yapmaya pek istekli değiller. Yine de geleceğin tarımının, akuaponik çiftçiliği olduğu konusunda herkes hemfikir.

Biz bu yeni yöntemi biraz daha tanıtalım. Geleneksel su ürünlerinin (akuakül-tür) ve sulama yoluyla yetiştirilen bitkilerin (hidroponik), aynı çevrede birlikte yetiştirilmesine “akuaponik” deniyor. Sadece su ürünü yetiştiriyorsanız, dışarıdan tanklara alınan suyun bakteriler içermesi ve balıkları zehirlemesi ihtimali bulunuyor. Halbuki balık, yengeç, ıstakoz gibi su ürünlerini bitkilerle birlikte yetiştirirseniz, suyu topraktan geçirip filtre edebilir, hem balıklarınızı sağlıklı yetiştirebilir hem de bitkilerinizi gübre özellikli su ile kısa zamanda geliştirebilirsiniz.

Akuaponik sistemi, aslında Azteklere kadar uzanan, oldukça eski tarihi olan bir yöntem. Aztekler, 15’inci yüzyılda bugünkü Meksika’nın orta ve güney kesimlerinde büyük bir imparatorluk kurmuş olan bir halk. Texcoco gölündeki adalarda yaşıyorlardı. “Chinampas” adını verdikleri çiftliklerde balık yetiştirir, balıklardan artan suları da tarım alanlarını sulamakta kullanırlardı.

BİRAZ DİKKAT YETERLİ

Bugün bile başta güney Çin ve Tayland olmak üzere pek çok Uzakdoğu ülkesinde polikültür denen çoklu üretim yöntemi kullanılıyor.

Modern anlamda ilk akuaponik çiftçiliği fikri, 1997’de ABD’nin Kuzey Carolina eyaletindeki New Alchemy Institute araştırmacılarından Doktor Mark McMurty tarafından ortaya atıldı. Kana-da’nın Alberta eyaletinde deneme çiftliklerinde umut vaat eden sonuçlar alındı. Karayip Adaları’nda bile akuaponik çiftlikleri görülmeye başladı. Bu adalar da yiyeceklerinin büyük bölümünü dışarıdan alıyor. Üstelik turistler bu ürünlere ilgi gösteriyor, hediyelik eşyaların yanı sıra evlerine, kimyasal değmemiş ürünler götürüyorlar.

Akuaponik çiftliklerinde sürdürülebilirliği sağlamak için enerji de gerek. Fakat enerjiyi de doğadan temin edebiliyorsunuz. Birkaç güneş paneli, su pompalarını çalıştıracak elektrik motorlarına gerekli enerjiyi sağlayabiliyor. Kısacası bu çiftlikler kendi kendine yetebilen, iyi bakım yapılması halinde yüksek verim alınabilen seralar. Sadece biraz dikkat gerekiyor. Bir elektrik arızası ya da tıkalı bir pompa, o kadar emek verdiğiniz tüm ürünü berbat edebilir.


ALEV RİGEL / PARA

Mavi Yengeç Ureticiligi

Mavi Yengeç Üretim Çiftliği Kurabilirsiniz

Gurme restoran mönülerinin vazgeçilmezi mavi yengecin kilosu 70 dolara alıcı buluyor. Türkiye’de henüz büyük üretim çiftlikleri yok. Ege Üniversitesi bu alana yatırım yapacak girişimciler için pilot bir tesis kurma hazırlığında…
MAVİ yengeç Türkiye’de fazla bilinmeyen ancak ekonomik değeri oldukça yüksek bir deniz canlısı. Her şeyden önce ihracat şansı çok yüksek bir ürün. Mavi yengeç, dünya pazarlarında canlı ya da işlenmiş olarak her mevsim alıcı buluyor. Yurtdışında servis boyundaki bir mavi yengecin tanesi 6-8 dolara satılıyor. Dondurulmuşu ise 5-7 dolara alıcı buluyor. Dünya pazarlarında kilosu ortalama 70 dolara satılıyor.
Mavi yengeç üretimi

TÜRKİYE’DE '' Mavi Yengeç  '' TÜKETİMİ ÇOK AZ
Ülkemizde ise mavi yengeç hemen hiç bilinmiyor. Tüketimi yok denecek kadar az. Çoğunlukla Akdeniz’de avlanan mavi yengeçlerin hemen tamamı turistik bölgelerdeki restoranlar tarafından satın alınıyor. Ayrıca büyükşehirlerdeki belli başlı deniz restoranlarının mönülerinde de onlara rastlamak mümkün. Türkiye’de avlanan mavi yengeçlerin tanesi ortalama 7 TL’den satılıyor.
Mavi yengecin her parçası değerlendirilebiliyor. En değerli bölümü ana gövdesi. Kıskaç ve bacak bölümleri de oldukça lezzetli. Yengecin işlendikten sonra arta kalan kısmı ise
çok değerli bir kalsiyum ve protein kaynağı. Bu kısımlar farklı alanlarda değerlendirilebiliyor. Örneğin kabuk ve kitinden oluşan bu bölüm balık yemi endüstrisinde katkı maddesi olarak kullanılıyor. Bu artıklar balık yemlerine karıştırılarak protein oranı yüksek yem elde ediliyor. Özetle mavi yengeç etinden, atığına kadar her zerresi ticari bir değere sahip bir ürün.
Peki, bu kıymetli deniz ürünü en çok hangi ülkelerde tüketiliyor? Türkiye’de yeterince değerlendiriliyor mu? Bu alana yatırım yapma planları olan girişimciler nasıl bir yol izlemeli? İşte detaylar…
EN BÜYÜK TÜKETİCİLER
Mavi yengeç özellikle Japonya, Fransa ve İspanya’da çok fazla tüketiliyor. Tüketim miktarları açısından bu ülkeleri sırasıyla ABD, Kanada, Portekiz ve Çin takip ediyor. Dünyada en fazla mavi yengeç tüketen ülkeler bunlar. Ancak bu ülkeler son yıllarda mavi yengeç konusunda çok ciddi sıkıntılar yaşıyor. Girişim Uzmanı Nur Demirok, mavi yengecin ABD’de aşırı avlanma nedeniyle soyunun koruma altma alındığına dikkat çekiyor. Aynı durum Avrupa’daki bazı ülkeler için de geçerli. İşte bu nedenle şu sıralar mavi yengeç oldukça kıymete bindi; yurtdışında adeta yok satıyor. Uzmanlara göre mavi yengeç yetiştiriciliği için oldukça cazip bir dönem. Girişim uzmanlarına göre ise ihracatı garantili bir ürün.
ŞİMDİLİK ÜRETEN YOK
Akdeniz Su Ürünleri Araştırma Üretme ve Eğitim Enstitüsü uzmanlarında Su Ürünleri Mühendisi Adem Kurtoğlu, “Mavi yengeç konusunda bölgemizde üretim konusunda şimdiye kadar bir uygulama yapılmadı. Ancak bu ürüne talep her geçen gün artıyor” diyor. Evet, Türkiye’de henüz yetiştiriciliği yapılmıyor. Oysa ABD’nin Maryland Eyaleti’nde mavi yengeç üretimi 12 bin kişiye istihdam sağlıyor. Girişim uzmanlarına göre Türkiye’de mavi yengeç çiftliği kuranlar kazançlı bir yatırım sahibi olurlar.
PİLOT TESİS KURULUYOR
Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi, bu alandaki boşluğu görerek mavi yengeç yetiştiriciliği için bir proje hazırladı. Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Su Ürünleri Yetiştiriciliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Osman Özden, mavi yengeç üretiminin üniversite desteğiyle gerçekleşeceğini söylüyor. Bunun için kendi alanında uzman bir ekip tarafından bir proje hazırlanmış.
Bu proje üniversite-özel sektör işbirliğine açık. Proje baştan sona üniversite bünyesinde geliştirilmiş. Burada kurulacak bir pilot tesiste mavi yengeç üretilecek. Projenin tahmini bütçesi 300 bin TL civarında.
Üniversite benzer ürünler için çiftlik kurmak isteyen yatırımcılara teknik konularda destek vermeye hazır.
AKDENİZ VE EGE UYGUN
Türkiye’de yengeç çiftliği kurmak için cn uygun bölgelerin Akdeniz ve Ege olduğu belirtiliyor. Denize dik inen kayalık girintilerin altındaki durgun sular ve delta bölgeleri yetiştiricilik için en çok tercih edilebilecek doğal alanlar. Yetiştiriciliğin yalnız deniz ve akarsu ağızlarında yapılması şart değil. Dip örtüsü çamurlu yayvan toprakla hazırlanmış yapay havuzlar da kültür yetiştiriciliği için ideal. Toprak havuzların deniz ortamına göre daha korunaklı olması bir avantaj. Yengecin doğal düşmanı olan müren, levrek, vatoz gibi yırtıcı balıkları barındırmaması ise yetiştirme koşullarını kolaylaştırıyor.
Akarsuların karıştığı az tuzlu sularda yetişen yengeçler daha sonra doğal ortamlara nakledilerek yaklaşık 28 ay sonra ekonomik boya gelip hasat ediliyor. Suyun dip çamurundan zengin, sıcaklığının ise 30 dereceyi geçmemesi şart.
Her türden et, sakatat, mezbaha artıklarıyla beslenebilen yengeçlerin yumurtlama ve çoğalma yetenekleri oldukça fazla. Mavi yengeç yetiştiriciliğinde yem maliyetleri diğer yetiştiricilik sistemlerine nazaran çok düşük.
İŞİN UZMANI JAPONLAR
Akarsuların ağızlarındaki çamurlu tabakalar onlar için ideal üreme ve çoğalma ortamları. Kültür amaçlı toprak havuzların buna göre hazırlanması gerekiyor.
Yetiştiricilik konusunda Japonya’da birçok üreticiyle işbirliği yapılarak makul sermayeyle küçük bir entegre tesis kurmak mümkün. Girişimci adaylarının Japon su ürünleri literatürünü izlemesi ve üreticilerle temasa geçmesi ilk aşamada yararlı olabilir. Güney Asya ülkelerinde bilgi birikimi olmasına rağmen Japonlar bu işi çok daha bilimsel ve hakkını vererek yapıyor. Demirok, bu ilginç yengecin Anadolu varyetesini tanımak isteyenlerin Antalya’nın Kale İlçesi yakınlarındaki Beymelek Lagünü’nü ziyaret etmelerini öneriyor. Burada gölün kenarında konuşlanmış devlete ait tesislerden ayrıntılı bilgi almak mümkün.
Ersan Çıplak